Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Çocuk Çalışmalarının Önemi
Reklam
Reklam
Süleyman GÖK

Süleyman GÖK

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Çocuk Çalışmalarının Önemi

04 Şubat 2018 - 22:59

Toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet eşitliği Türkiye için yeni bir kavramdır. Pek çok toplum, son 50 yıldır bu konuda daha hızlı ve daha kaliteli bir dönüşüm için çalışmaktadır. Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yaygın bir biçimde içselleştirilmesi, ancak gündelik yaşamda kadınların ve erkeklerin bu yeni anlayışa uygun biçimde davranmaya başlamalarıyla mümkün olabilecektir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik davranış biçimlerinin değişmesi, yoğun bir emek ve irade gerektirmektedir.

İnsan hakları alanında önemli bir konu olarak toplumsal cinsiyet eşitliği erkeklerle kadınların kamusal ve özel yaşamın tüm alanlarına eşit ölçüde yetkinleştirilmiş şekilde eşit katılımları anlamına gelir. Bu, iki cinsin de aynı olduğu anlamına gelmez; söz konusu olan, iki cinsin insanlık onuru ve hakları açısından eşit olmasıdır. Bütün insan hakları için olduğu gibi toplumsal cinsiyet eşitliği için de sürekli mücadele verilmeli, bu eşitlik korunmalı ve özendirilmelidir.

Toplumdaki pek çok kurum cinsiyete dair geleneksel olarak kalıplaşmış yargıları pekiştirmektedir. Örneğin medyada kadınlar bir eylemin nesneleri ve mağdurları, insanlara bakan kişiler olarak gösterilirken erkekler genellikle yaratıcı, güçlü, akıllı ve girişimci kişiler olarak betimlenmektedir. Erkeklerin gücünü ve başarılarını öne çıkaran medya, en başarılıları da dahil kadınları dış görünüşleriyle değerlendirmektedir. Böylece, televizyon, radyo, ders kitapları, çocuk kitapları, dergiler, filmler ve başka birçok iletişim kanalı dahil olmak üzere medya kadınlar ve erkeklere ilişkin kalıplaşmış yargıların korunmasına ve aktarılmasına hizmet etmektedir.

Ülkemizde sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında gerçekleştirmek zorunda olduğumuz toplumsal cinsiyet eşitliği hedefini öncelikle bir kültür haline getirmek gerekmektedir. Bu kültür oluşturma sürecinde bütün kurumlar önemli olduğu gibi en önemli kurum eğitim ve hedef kitlesi çocuklar olmalıdır. Eğitim sistemini toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımına göre değiştirmeli bu yaklaşım doğrultusunda politikalar geliştirilmelidir. Bu minvalde dezavantajlı gruplar özelinde çocuklar üzerine daha hassas bir şekilde çalışılması gerekmektedir. Hak temelli yaklaşım çerçevesinde çocuklara yaygın eğitim metodolojisi doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmelidir. Çocukların pasif dinleyici yerine sürece aktif olarak katılacağı ortamlar sağlanmalı, atölye, yaratıcı drama ve diğer eğitsel yöntemler ile bu süreç geliştirilmelidir. Yapılan eğitimsel çalışmaların izleme ve değerlendirme faaliyetleri sürekli takip edilmeli, dönemsel aralıklarla farklı sektörlerin katılımı ile değerlendirme toplantılar geliştirilmelidir.

Kamu sektörünün tek merkezden tepeden inmeci “projeci” yaklaşım yerine faaliyetlerin tabana yayılmasını kolaylaştırıcı mekanizmaların kurulması ve farklı dezavantajlı sosyal gruplara ulaşılması sağlanmalıdır. Ülkemizin geleceğinde kadına yönelik şiddetin azalmasını, kadınların her alanda toplumsal hayata katılımlarının artmasını istiyorsak bugünden itibaren çocuklar özelindeki çalışmalara hız vermeliyiz. Kaçıracak zamanımız yok.

Neden kaçıracak zamanımızın olmadığını bu Unicef verileri açıkça açıklamaktadır. Türkiye, cinsiyete bağlı kalkınma endeksinde, 148 ülkeden 118. olarak sonlarda, küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde ise 145 ülke arasında 130. sırada, Ne öğrenci ne de işçi olan 15-19 yaş grubunda kızların oranı %28,2 iken, erkeklerde bu oran %16,5, 15 yaşından küçük kızlar arasında raporlanan cinsel taciz oranı %9, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması'na göre 20-24 yaş aralığındaki kadınların %15’i halen 18 yaşından önce evlendiklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinde çocuk çalışmalarını hızlandırmalı, tüm sosyal ve kültürel kodlarımızı bu bakış açısına göre yeniden oluşturmalıyız. Bu kapsamda eğitimde ve sivil toplum çalışmalarında çocuklara yönelik daha çok odaklanılması gerekmekte, çalışmalar bu doğrultuda kurgulanmalıdır.

Bu haftaki yazı konumu öneren ve çocuk çalışmaları konularındaki çalışmalarımı özendiren, değerli arkadaşım Özlem Akın’a bu köşeden teşekkürlerimi sunuyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum