Reklam
Reklam
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 30

22 Eylül 2019 - 17:10
Reklam

ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM
(Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 30
Bediüzzaman İslâm’ı dava ederken örf ve geleneğinden de taviz vermemiştir. İsteseydi bir eli yağda, bir eli balda olabilirdi. Ancak basit ve sade yemeyi her zaman tercih etmiştir. Hayatı boyunca hep memleket meseleleri ve insanlığın aile yapısının temellerini düşünmüştür.
Bunu her yerde ve her fırsatta haykırmış, özellikle doğudaki insanların durumunu nazara vererek doğru eğitim ile sağlam temel atılacağını iddia etmiştir.
Yani akla ve kalbe hitap eden müsbet bilimlerin yanında dini ilimlerin de öğretildiği, çift kanatlı bir eğitimin kaçınılmazlığını haykırmıştır. O bölgede insanında cehaletin, ülkenin başına açacağı problemlerin olacağını bizzat yerinde araştırarak teşhis etmiş, çalışmalarını ve zamanını bu kunuya harcamıştır. Tabi bu çalışmalar yanında şahsına ayıracak zamanı kalmamıştır.
Kıyafeti neden zarif değil? 
Bedîüzzaman'a kibarlardan biri bir gün, neden irfanıyla (ilmiyle) uygun bir elbise giymediğini sorar.
Cevaben de: "Siz, Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz, hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa'ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulâtını (imalatını) giyiyorum." buyurmuştur.
Ne ile yaşıyor?
Bizde bir söz vardır. Düşman ayağa, dost başa bakar. Bedîüzzaman’ın bugüne kadar yapmış olduğu hizmetleri ve geceyi gündüze katarak vermiş olduğu mücadele ve mücahedesini görmeyen insanlar, şekli ve dış görünüşü üzerinde durmuşlardır. Bu konuda kendisine sorulan sorular ve cevaplar:
“Ehl-i dünya bana der: 
Ne ile yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun?
Elcevap: Ben iktisat ve bereketle yaşıyorum. Rezzâk’ımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamağa da karar vermişim...
Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar, kabul etmedim.
Öyle ise nasıl idare edersin? denilse, derim: Bereket ve ikram-ı İlahî ile yaşıyorum. Nefsim çendan her hakarete, her ihânete müstehak ise de; fakat Kur'ân hizmetinin kerâmeti olarak, erzak (yiyecek) hususunda ikram-ı İlahî olan berekete mazhar oluyorum. "(12/167-168)
Neden mücerred kaldı?
Bediüzzaman daha çocuk yaşta, yaşının çok üzerinde bir araştırma, faaliyet ve sorumluluk içerisinde olmuştur. Evlilik çağında ise üzerinde bulunan sorumluluk ve aktiviteler, kendisi için değil, başkası için gayret ve fedakarlık içinde olduğunu gösteriyor. Nurların neşri ve sonrasında ise mahkemeler, hapishaneler ve sürgün hayatı başlamış. Evlenmeye nasıl zaman bulacaktı, düşünülmesi gerekmez mi? Bu konuyu eserlerinde detaylı bir şekilde anlatıyor. Bir iki paragrafına göz atalım:
"Birincisi: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka hücumu karşısında, her şeyini feda edecek hakikî fedakârlar lazım geldiği bir zamanda, Kur'ân-ı Hakîm'in hakikatına, değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim. Değil bir sünnet olan muvakkat (geçici) dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki; ihlâs-ı hakikî ile (Allah’ın emirlerini, Allah CC emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak) hakikat-ı Kur'âniye'ye (Kur’an hakikatlarına) hizmet edebileyim.
İkincisi:...Elbette hususî değil, küllî (genel) ve umumî olarak çok bîçarelerin saadet-i bâkiyeleri için (devamlı ve ölümsüz olan mutlulukları için) ve dalalete düşmemeleri (İslamiyet’ten çıkmamaları) ve imanlarını takviye edip kurtarmaları için ve hakikat-ı Kur'aniye ve imaniyeye tam hizmet etmek ve hariçten (dışardan) gelen, dâhilde (içeride) çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zâil (geçici) ve fâni dünyasını terketmek, elbette sünnet-i seniyeye (Peygamberimizin (asm) yüksek ve değerli sünnetine) muhalefet değil; belki hakikat-ı sünnete mutabakattır (gerçek sünnete uygundur).”(12/178)
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum