MURAT GÜLŞAN

MURAT GÜLŞAN

TARİHİ GERÇEKLER

DERİN İZ 28 ŞUBAT

27 Şubat 2021 - 14:08

DERİN İZ 28 ŞUBAT

 

28 Şubat post modern darbesinde herkesin görüşüne göre bir yerleri mutlaka iz bırakmıştır. Koministine, dincisine, askerin bakış açısına, muhafazakarına göre doğruydu, yanlıştı diyenler vardı elbette, herkesin bakış açısından durum farklıydı ama post modern darbe derin bir iz bırakan gerçekti.

İşte bende derin iz bırakan iki hususu paylaşacağım sizlerle. İki tanınmış şahsiyetin o süreçte aldıkları, takındıkları rollerdeki üsluplarını ve duruşlarını anlatacağım. Bu iki olayı da ben unutmadım yazıyı okuyan sizlerde uzun süre unutamayacaksınız. Şimdi birinci olarak, Hayatım boyunca hayran kaldığım, Alperen duruşuna sevdalandığım Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’ndan başlayayım.

28 Şubat tabiri caizse post modern darbe. Basının darbecilerin yanında yer alarak dönemin iktidarını yerden yere vurması birçok siyasetçinin, özellikle Mesut Yılmaz, ve Cumhurbaşkanı Demirel’in askeri darbeye destek vermesi, yani herkes güçlünün yanında yer alırken bir yiğidin ortaya çıkarak, Refahyol hükümetine destek olması ve aslanlar gibi ettiği iki laf yüz yıllar boyunca unutulmayacaktır. O dönemin BBP Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu; Darbecilere ithafen

“Namlusunu halka çevirmiş bir tanka asla selâm durmam!”

 “Türkiye’nin Suriye olmasına asla izin vermeyeceğiz!” diyerek karşı çıkmış kendi duruşunu göstermiştir.

Meclis’te bulunan 7 milletvekili ile Refah-Yol’ a destek veren Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde, Çevik Bir ile “İstanbul’da bir etkinlik” te bir araya gelmişler bu hatıratını Muhsin başkan şu şekilde anlatır. 

“28 Şubat sürecinin en hareketli olduğu dönemde, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Salonu’nda düzenlenen bir etkinliğe katıldım. Salona girdiğimde davetliler arasında yer alan Çevik Bir’i de gördüm. Protokoldeki yerimi aldığımda birisi yanıma yaklaştı ve ‘Bu notu size paşam gönderdi’ diyerek bir kâğıt uzattı.

Kâğıdın üzerinde ‘Türkiye’nin İran olmasına asla izin vermeyeceğiz’ yazıyordu. Hemen cebimden kalemi çıkarttım. 

O notun altına aynen şunu yazdım.

‘Biz de Türkiye’nin Suriye olmasına izin vermeyeceğiz.’

Kâğıdı bir arkadaşımla tekrar Çevik Bir’e gönderdim.”

Delikanlılığı ile adam gibi adamlığıyla laf siyasetçisi olmadığını bir kez daha göstermiş olan Muhsin Yazıcıoğlu

 

Daha sonraki zaman içinde, ölüm tehdidi alır, olayı da aynen şu şekil anlatır.

Yazıcıoğlu, 28 Şubat'ta aldığı ölüm tehdidini Saadet Partisi (SP) Genel Başkanlığı'na seçilen Numan Kurtulmuş'a 'hayırlı olsun' ziyaretinde gitmiş. Bu ziyarette Yazıcıoğlu'na eşlik eden BBP MKYK Üyesi İlker Kayalıoğlu, Yazıcıoğlu'nun nasıl tehdit edildiğini Cihan Haber Ajansı'na açıklar.

Meclis odasında iken birilerinin sürekli randevu almak istediğini dile getiren Kayalıoğlu, olayı şöyle anlattı:

"Meclis'ten bir milletvekili randevu alıyor. Genel Başkanımız karşılıyor. O esnada genel başkanımıza sokularak diyor ki 'Efendim sizin duruşunuz çok beğeniliyor. Çok güzel bir duruşunuz var. Çok takdir ediliyorsunuz fakat bir noktada sizden rahatsızlık duyuluyor. Erbakan hükümetine çok yakın duruyorsunuz. Onun lehinde açıklamalarda bulunuyorsunuz.'

Genel Başkanımız da diyor ki; biz kim yaparsa yapsın doğru olanın yanında, yanlış yapanın karşısında oluruz.

Bu kişi, genel başkanımızın ifadesiyle bir kurumdan emekli olmuş ama o sırada milletvekili.

Akabinde tekrar geliyor ve "Yarınki güven oylamasında evet derseniz eğer sizin için sıkıntı olacak." diyor. Genel başkanımız da diyor ki ne sıkıntı olacak? Biz düşündük, değerlendirdik, en doğru karar bu. Dolayısıyla biz tavrımızı orada ortaya koyacağız. Bu şahıs genel başkanımıza sokularak diyor ki, 'Efendim, birilerinin elinde öyle bir silah var ki kişinin yanına da yaklaşmasına gerek yok. 2 kilometre öteden alnının ortasından vuruyor.'

Genel Başkanımız masadan kalkıyor ve yakasına yapışıyor diyor ki; seni kim gönderdiyse söyle ona Muhsin Yazıcıoğlu iki kilometreyi beklemez, adamın yanına gelir ve kafasına sıkar."

Muhsin başkanın, dava adamı duruşu bende bir kez daha hayranlık uyandırdı. Güçlünün değil adaletin yanında olarak haksızlığın karşısında dimdik durdu Muhsin başkan.

Gelelim o dönem çıkışıyla gündem olan, ikinci şahsı yani Fatih Altaylı’ yı yazmaya bu çıkışı da asla unutulmayacaktır. O dönem 28 Şubat kararlarında ne demiş hemen okuyalım.

Radyo D'de yaptığı Bab-ı Ali Yokuşu isimli programda gazete haberlerini okuyan Fatih Altaylı, Hürriyet gazetesinin manşetini okuduğu sırada Marmara Üniversitesi önünde bekleyen başörtülü öğrencilerle ilgili, "Bir kadın var orada (Hürriyet gazetesinin manşetinde yer alan başörtülü öğrenciyi kastederek) kadın olduğunu da hiç zannetmiyorum. Bu büyük ihtimalle bir fahişedir... Bir pankart açmış, öğrenci değil o, buraya getirilmiş bir fahişe... Üniversite önünde eylem yapanların arasında bakıyorum da öğrenci yoktur. Belki bir iki tane. Bunlar kevaşe, kevaşe. Toplanmışlar oraya ellerinde '7.4 yetmedi mi?' pankartı. Bunlar şeytana tapanlar. Satanistler ve şeytanla iş birliği halinde oraya toplanmışlar. Bunları odunla döveceksin. Zaman zaman kimi askerlerin gereksiz çıkışlar yaptıklarını düşünürdüm ama bunlar hiç gereksiz değilmiş. Bu sürüsüne az bile yaptıkları. Bunlara daha örgütlü çıkışlar yapmak lazım. Bunlara balans ayarı lazım; balans ayarı. Bunları takacaksınız rot balans makinesine döndüre döndüre balans yapacaksınız; fahişeler, şerefsizler, satanistler" ifadelerini kullanmıştı.

Rahmetli gazeteci yazar Hasan Karakaya kendisine çok ağır bir şekilde köşe yazısında cevap vermiş o dönem büyük ses getirmiş, Fatih Altaylı başörtülülerden özür dileyerek konu tatlıya bağlanmıştı.

28 Şubat dönemi ile ilgilide bunlarında bilinmesi açısından önemli bilgilerdir aşağıdaki yazıyı da sizlerle paylaşayım.

“28 Şubat’tan bir gün önce”, yani 27 Şubat 1997’de, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı askerî görüşmeler yapmak üzere İsrail’deydi, hatta “Ağlama Duvarı”nı da ziyaret etmişti...

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir de, “darbeden 5 yıl sonra” yani “2002 yılı”nda yazdığı bir “makale”de, bu darbenin “İsrail’in çıkarları” için yapıldığını “itiraf” ediyordu!..

Evet, 2002 yılında, Middle East Quarterly adlı bir “Amerikan dergisi”nde!..

Çevik Bir, ABD dergisine yazdığı makalede, “postmodern darbe”nin; aslında “irtica”ya karşı değil, “İsrail’le dostluğun sürmesi” için yapıldığını “itiraf” ediyordu.

Çevik Bir’in, İsrailli stratejist Martin Sherman’la birlikte yazdığı “İstikrar için formül: Türkiye artı İsrail” başlıklı makalede; “Erbakan’ın Başbakan olmasıyla İsrail menfaatlerinin tehlikeye girdiği, bunun postmodern darbe ile bertaraf edildiği” anlatılıyor ve özetle deniliyordu ki;

“İsrail-Türk ticaret hacmi 1990’lar boyunca sürekli arttı. Bu bağlar, Refah Partisi’nin iktidara gelişiyle yıprandı.

28 Şubat ile ilgili son sözümüzle noktalayalım.

Milli iradeye yapılan darbe hukuk çerçevesinde cezasını çekecektir.

Selam ve dua ile kalınız.

Murat Gülşan

 

 

 

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum