Reklam
Reklam
Murat FİDAN

Murat FİDAN


BU ZAMANDA BEŞİKTEKİ ÇOCUK DAHİ ENANİYETİNİ TERKETMİYOR.

14 Temmuz 2020 - 11:55

BU ZAMANDA BEŞİKTEKİ ÇOCUK DAHİ ENANİYETİNİ TERKETMİYOR.

-BEN KİMSENİN HACILIĞINA, HOCALIĞINA VE NURCULUĞUNA BAKMAM, MUAMELESİNİN DÜZGÜNLÜĞÜNE BAKARIM...

-EY NURCULAR, SİZİN HAKİKİ VAZİFENİZ DÜNYAYA BAKMAK DEĞİLDİR.

-EY NURCULAR, ALLAH’IN SİZLERE İHSAN ETTİĞİ EZELİ LÜTFUNA KARŞI SECDEDEN BAŞLARINIZI KALDIRMAYINIZ.

- İSTİKBALİ DÜŞÜNMEK DERDİYLE AKLI SARSAN HADİSELER KARŞISINDA TİTREMEYİNİZ, KORKMAYINIZ; NUR’UN KUDSİ KERAMETİ VE İMDADINI MÜŞAHEDE EDİNİZ...

Mustafa Osman ağabey Safranboluludur. Sadece Emirdağ Lâhikasında yirmiden fazla mektupta ismi geçmektedir. 14. Şua’da da Afyon Müdafaasında bulunmuştur...

Ceberut CHP zihniyetinin tüm hızıyla mukaddesata saldırdığı yıllardan 1 Mart 1948 de Risale-i Nur okuduğu için zulmen tevkif edilmiş, 5 Mart 1948’de Afyon Cezaevine konulmuştur. O sırada Hz. Üstadımız da aynı hapishanededir...

Bediüzzaman Hazretlerini çok defa ziyaretlerde bulunmuştur. Bu ziyaretlerinden birinde, Üstadımız hazretleri ayağa kalkmış: “Mustafa Osman! Bu zamanda beşikteki çocuk dahi enaniyetini terk etmiyor, bir memlekette bir tek talebem dahi olsa yeter!” demiştir...

Mustafa ağabey, gösteriş ve riyadan nefret derecesinde çekinir, kendisine fazlaca hürmet gösterilmesinden çok sıkılırdı. Elini öptürmez, ısrar edenlere de kızardı. Kendi işini kendi görmeye çalışır, başkasına kesinlikle yük olmazdı. Çevresindekilere de: “Yar olacaksınız, bar olmayacaksınız!” diye nasihatler ederdi. “Ben kimsenin hacılığına, hocalığına, nurculuğuna, pirciliğine bakmam, muamelesinin düzgünlüğüne bakarım” derdi. ..

Mustafa ağabeyin Emirdağ yangını ile ilgili yazdığı mektubundan bazı paragraflar:

Kızıl Rusya’dan çıkarak, kızıl ateşler ve kızıl kıvılcımlar saçan ve birer birer dünya şehrinin mahallelerini saran ve ovaları yakıp kavuran, bâzı yerlerde de nifak ve şikak ateşleri saçarak, “Kardeşine: Kardeşini öldür” diye bağıran ve nihayette âlem-i hrıstiyâniyeti yakıp, kavurup, harman gibi savurduktan sonra, âlem-i İslam mahallesini saran ve evimizin saçaklarına kıvılcımları sıçrayan ve çok büyük ve çok dehşetli bir bela olan, komünizm ve bu azîm yanıgında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur’a ve Risale-i Nur’un günün en büyük mutfîsî, ve en büyük tahassüngâhı ve en büyük melce’i ve penası ve onun şahs-ı mânevîsinin dualarının, Bârigâh-ı Ehâdiyette kabül olduğuna, sarih bir işaret var...

Bizlere de, ey nurcular! Allah’ın sizlere ihsan ettiği ezelî lûtfuna karşı secdeden başlarınızı kaldırmayınız. Gecenin soğuğuna aldırmayınız. Sizleri lûtfunu hiçbir hususta esirgemeyen Rabb-ı Rahîm’e, gecenin bu mübarek saatlerinde kalkarak, vazife-i şükrü edâ ediniz. Ve bâzılarının düştüğü, istikbâli düşünmek derdiyle akl-ı maaşı sarsan hadiseler karşısında titremeyiniz, korkmayınız; Nur’un kudsî kerâmeti ve imdadını müşahede ediniz.

Ey Nurcular, sizin hakîki vazifeniz dünyaya bakmak değildir. Farz-ı muhal olarak dünyaya da bakılsa, bakınız ve görünüz ve zuhuru muhtemel dehşetli yangınlar sebebiyle ve o yüzden karşılaşmanız ihtimâli bulunan tehlikeler dolayısıyla kat’iyyen sarsılmayınız, fütûr getirmeyiniz, çalışınız, çalışınız, çalışınız ve kat’iyyen inanınız ki, Nur’un şefaati, Nur’un duası, Nur’un himmeti sizleri kurtaracaktır.(Emirdağ L.133)

Murat FİDAN 



Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum