TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
Reklam
Reklam
Reklam
Muhammed Emin TOMBAK

Muhammed Emin TOMBAK

TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE

16 Temmuz 2019 - 20:03

Tevhidi mana olarak incelemeyeceğim. Sadece Tevhid kavramını yorumlayacağım. Aynı şekilde şirki kelime manasına inerek, klasik bir anlatıma girmeyeceğim. Zaten Tevhidin unutulduğu günümüzde bu kavram yüzeysel bir biçimde anlatılıp geçilmiştir. 

Tevhid evrenin değişmez yasasıdır. Kâinatın bir elden tasarlanması, yaratılması ve tek elden yönetilmesidir. Bu birliği bilip, iman edenler veya bilmeden cahilane isyan edenler açısından durum değişmez. Düzen kuran ve yaratanın yarattıkları arasındaki uyum, ahenk ve oto kontrol yaratılanlar bilmese ve inanmasa da yazılan ilahi kanunlar çerçevesi ve bütünlüğü içerisinde süregelir. 

İşte Tevhid bir yönüyle Allah’ın her şeyi an be an, sürekli ve kesintisiz idare edip yaratmasıdır. Ben su içmeden, hava solumadan yaşayacağım diyebilen var mı? İşte yaşamak için gerekli olan ve en basit gördüğümüz şeyler tevhidin gerçek unsurlarından başka bir şey değildir. Birisini olduğu yerden alsanız, yerini veya işleyiş mekanizmasını değiştirseniz tüm tevhid düzenini bozarsınız. Bunların hepsi, birisini dahi yok sayamadığınız yüce bir düzenin parçalarıdır. Her şey konunun başında da vurguladığımız gibi bir bütünün çıkarılamaz, ihmale gelmez parçalarıdır. 

İnsanın tevhid kavramına yapacağı her türlü müdahale onu, Allah’ın dini olmaktan çıkarılmış, değiştirilmiş ve bozulmuş beşerî bir şirk dinine sokacaktır. Bu yeni uydurulmuş ve tahrif edilmiş şirk dinini nefislerine hoş geldiği için, “zaman böyle, zamana uymak lazım, bu çağda bu kadar da olsun ne olacak” mantığıyla Allah’ın Kurandaki Tevhid dinine tercih edenler, koyu bir karanlığın içine düşmüş, nefislerini ilahlaştırmış ve şeytanın oyuncağı olmuş zavallılardır. 

İslam; evrenin ve bütün varlıkların yaratıcısı Allah’ın insanlar için tekamüle ulaştırdığı son Tevhid dinidir. Değişmesi mümkün olmayacak şekilde korunmaktadır. Her ne isim altında olursa olsun, günümüz insanına İslam’ın yeni bir yorumu gibi sunulan fakat Kur’an ve sünnet dışında her türlü beşerî zafiyeti taşıyan dini yaklaşımlar şirk dininin yeni bir versiyonudur. Çünkü dinin sahibi yüce Allah kimseye böyle bir yetki vermemiştir. Dileseydi insanlara yeni bir peygamber gönderir ve dini kıyamete kadar risaletle de koruyabilirdi. Demek ki bilim ve teknolojinin gelişmesini, iletişimin insanların birbirine bir tuşa dokunmak kadar yakınlaşacağını murad eden ve bilen yüce Allah, elbette ki neyin ne zaman iyi ve yerinde olacağını yarattıklarından öğrenecek değildir. 

Yaratılmış kulların yapacağı tek şey Allah’ın her konudaki tercih ve hükmüne teslim olmak ve hikmetini idrak etmektir. Bu insanın iç aleminde nefsin ve şeytanın oluşturmaya çalıştığı vesveseden şirke uzanan imansızlığı ve her türlü ruhi sapmaların önüne konacak tek çözümdür. 

Allah’a imanla tatmin olan insanlık, bütün sosyal ve psikolojik rahatsızlıkları daha rahat göğüsleyecek ve çözümsüzlük içinde bocalamaktan kurtulacaktır. Bu durum insan hiçbir problem yaşamayacak şeklinde algılanmamalıdır. Zira dünya imtihan dünyasıdır ve gerek insanın kendinden kaynaklanan gerekse Allah’ın denemek için kullarına çeşitli sıkıntılar yüklemesi ile çeşitli sorunlar yaşanabilir. Bu konuda yüce Allah Kur’an’da birçok ayetinde zaten bu konuda bize haber vermektedir. Hatta Allah (c.c) sıkıntılarla denenen insanların müsterih olmalarını ve bu gibi sıkıntıların karşılığında çok büyük mükafatlara kavuşacaklarını haber vermektedir. Herkes Allah’a olan imanı nispetinde dünyanın maddi ve manevi sıkıntılarından etkilenecektir. Allah’ın yarattığı ve dizayn ettiği dünya hayatının hiçbir yönünde eksiklik ve fazlalık bulunmaz. Problem insanın bunu algılama mantalitesindedir. Noksanlık veya zafiyet insanın yaratılmış olmasındandır. Kendini bilen rabbini bilir. Olaylara öğrenmek ve keşfetmek için bakar, tanıdığı ve keşfettiği her şey onu yaratanına bir adım daha yaklaştırır, bu da rabbini daha iyi bilmesini sağlar. 

Tevhid bölünme kabul etmez. Yaratan hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. “İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? (Meryem-67) "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mü’minun-115) Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler. (Al-i İmran-191) Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin haline! (Sad-27)“ Kainata Tevhid gözüyle bakan herkes, bu birliğe tabi olur ve yeryüzünde akıl ve irade sahibi olmayan diğer varlıkların bile bozmadığı tevhidi hayatlarına hakim kılarak dünyayı bir cennet bahçesine çevirebilirler. Yoksa yapılan her türlü yanlış eylem ve tahribat öncelikle insanın kendi dünyasına zarar verir ve yaşanmaz hale gelir.

İnsanın maddi dünyası gibi, manevi yani inanç dünyası da tevhidi zorunlu kılar. İnanç çoğulculuk tanımaz. Yani insan bir fikir ekseninde inancını şekillendirir. Hayatını da bu inanca göre yaşar. Velev ki inancı doğru ilkeler üzerine bina edilmiş olmasın. Dünya hayatı insanların inançlarına göre yön bulur. Daha açık ifadeyle, kişi inandığı gibi yaşar, eğer insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Dolayısıyla yeni bir inancın sahibi olur. Yani ben şimdi farklı ve zamana göre böyle yaşıyorsam da eski inancımı bırakmadım, diyen bir insan doğru söylemiyordur. Çünkü yaşamaya başladığı yeni hayatı onun inancını da o yönde değiştirmiştir. Veya ikiyüzlülük yapan, yani hem Müslüman’ım diyen hem de her türlü İslam düşmanlığını yapmaktan geri durmayan münafıklar da böyle değil midir? “Siz onları sevmeye hazırsınız, ama onlar, bütün vahiylere inansanız bile sizi sevmeyecekler. Ve sizinle karşılaştıklarında, "Biz sizin inandığınız gibi inanıyoruz!" derler: ama kendi başlarına kalınca size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizle kahrolun! Unutmayın, Allah insanların kalplerinde ne varsa hepsini bilir!" (Al-i İmran-119) Bu, kalbin inançla eylem arasındaki değişimden etkilenen bir yapıda olmasındandır. İnandıklarını yaşamayan insanların tutarsız söz ve davranışları, yaşadıkları halin kalplerinde yol açtığı bozulmanın dışa yansıması ve tezahürüdür. 

Yani kabına ne koyarsan onu görürsün. “Ben aslında çok iyi bir insanım kalbim çok temizdir.” demek, zaten kalbin içinde bulunduğu bozukluğu, ikiyüzlülükle örtbas etmektir. (Hangi deterjanla yıkadıysa, herkesi kendi gibi ahmak sananlar, aslında bu halleri ile de kalplerindeki bozukluğu göstermiyorlar mı.?) Velhasıl kalp yine tek bir hal üzeredir.
İslam inancı kalplere hapsedilmiş bir inanç da değildir. Kişinin amelleri bunun en büyük göstergesidir. Yine amel olmadan kuru bir inanç iddiasının da İslam’da bir değeri yoktur. 

Amel inancı ayakta tutan yegâne unsurlardan birisidir. Tevhidin bilinmesi ve kalpte yaşanması iman ve amel bütünlüğü içinde mümkündür. Amelsiz bir inanç meyvesiz ağaç gibidir, meyve veren bir ağacın meyve vermemesi nasıl bir anormallikse amelsiz iman da öyle anormal bir durumdur. 

Temelde tevhidin şekillendirdiği bir inanç örgüsünde, kalple akıl ahenk ve uyum içerisindedir. Böylelikle evrensel tevhidle insanın manevi dünyasındaki tevhid, Allah’ın koyduğu birlik ve bütünlük içerisinde bozulmadan hayatını sürdürür. Sözde dünyayı ıslah ettiklerini iddia edenler, aslında bozguncuların ta kendileridir. Dünyayı yaratan mı bilir, yoksa kendileri de yaratılmış olan zavallı ve acziyetinin farkında olmayan insanlar mı.? Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. (Bakara 11-12) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat-56) "Ey ademoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?" (Yasin 60-61) Evrenin sahibi olan Allah diyor ki, sizi ancak bana kulluk edin diye yarattım ama ileri geri zekalı olanlar, zamanı da yaratan Allah olduğu halde, kendilerini çağdaş zanneden, fakat çağın dışında kendi nefsi ve hevasından kurguladığı hayal aleminde yaşayan, bir gün sonrasına bile ömür garantisi olmayan bu zavallı çağdışı yaratılmışlar, Allah’ın arzında ahkam kesmeye devam ediyorlar. Eğer güçleri varsa kendileri Allah’ın olmadığı bir dünya kursunlar ve orayı imar ve ıslah etsinler. Yine kendilerine itaat edecek yeni mahluklar yaratsınlar ve onların hayatlarını tanzim edip helal ve haramlar koysunlar, güçleri yetiyorsa birde kutsal kitap yazsınlar ve herkesi kendilerine boyun eğmeye mecbur etsinler. Bu söylenenleri iddia eden kim olursa olsun, akıl sağlığı yerinde olan her insan tarafından, dinlenmediği gibi deli muamelesi ile tımarhaneye atılır. Hal böyle iken bunları söylemeden, kendilerini Nemrut veya Firavun misali görenler, insanoğlunu bu şekilde bir teslimiyete inandırmışlar veya birçoğunu da maalesef gönüllü köleler olarak mahkûm etmişlerdir. 

Allah şeytana kulluk etmeyin derken, görünmez bir varlıktan ziyade, yaşanan hayata egemen olan şeytani yapılanmayı ve kula kulluğu, yani İslam dışı bir hayatı kastetmiştir. Yoksa tarih boyunca açıktan şeytana tapanlar çok az olmuştur ve bu satanistler toplum tarafından da kabul görmemiştir. Allah’a kulluğun olmadığı yerde, Allah’a ilk isyan eden varlık olan şeytan sembolize edilerek, onun insanın apaçık bir düşmanı olduğu, insanın bu hataya düşmemesi gerektiği, yüce Rabbimiz tarafından özellikle vurgulanmıştır. 

İşte insan hayatındaki tevhidin bozulması sonucu, şirk hayata egemen olmaktadır. Tevhid ve şirk birbirine zıt iki hayattır. İnsanlara düşen bu iki zıt hayatın ayırımını doğru yapmak, yani hakkın içine batılı karıştırmadan yaşamaktır. Allah yokmuş gibi yaşamak ve konuşmak ancak sapık şeytana yakışır. Dünya hayatının sonunda kurtuluşa ermek için tek yol Allah’a kulluktur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum