Mehmet Nuri BİNGÖL

Mehmet Nuri BİNGÖL

TASVİR

RAMAZANDA BİR TEFEKKÜR

30 Nisan 2021 - 19:24 - Güncelleme: 02 Mayıs 2021 - 19:25

RAMAZANDA BİR TEFEKKÜR

Kâinat daimi cevalanda değil midir? 

Âlemler “tedğavfül mîzan” üzre daimi cevelada hem de.

Yerküreden 1.300 000 defa daha iri “sirac”ımız Güneş, Samanyolu galaksisindeki –yaklaşık- üç yüz milyar yıldız kardeşiyle “sükut ve sükun üzre” berdevamda.

Çiçekler, çiçekçikler; nebatlar, nebatçıklar; hayvanlar, hayvancıklar… Hepsi birden “mânâ-yı harfî” ile üzerlerinde tecelli eden “esma-yı hüsna” ve “sıfat-ı İlahiye”yi sessiz dilleriyle ilan ediyorlar.

“Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı (şeairi) olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı hâliyle vird-i zebanıdır.” (Sözler, s.6)
O halde “Bismillah çekilmeden başlanan bir işte hayır yoktur.” (evkamekal) diye buyuran Yüce Resul’e (asm) biz de ittiba edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki O’na ittiba, Allah’a ittiba demektir. (Ayet meali)

Aklıma geldi ki Bediüzzaman da Hutuvat-ı Sitte, Hutbe-i Şamiye, Münazat ve bütün külliyatında en fazla üzerinde durduğu mefhumlardan biri  hürriyet, dolayısıyla da istiklâldir. O Bediüzzaman ki yapılan güzel ve hayırlı bir davranışı on, işlenen on hatayı da – şahsî olmak kaydıyla- “bir” gören engin şefkate sahiptir. Bu ders terbiyesini de Kur'an-ı Kerim'de ve sünnetten almıştır.

Muhterem Nur risalelerinin (kitapçıkları) müspet hareketi temel almasının bu hususiyetten kaynaklandığı kanaatındayım.

“Kâinatta inkar-ı Uluhiyeti hâkim kılmak isteyenlere kuvvetli cevaplardan birini bu camia birlik ve beraberliğiyle vermelidir, hatta bir vecibedir bizlere.

Hani ibretli bir fıkra vardır. Adamın biri, selde boğulan bir kişiyi kurtarmış. Bütün ömrü boyunca bunu anlatmış. Nihayet emr-i Hak gelmiş; bu ve benzeri hayırlı amellerinden dolayı –Allah’ın fazlı ve affı ile- ehl-i Cennet’den olmuş. Orada da kendisinden selden adam kurtarma hayrını anlatmasını dilemişler. Vazifeli meleklerden biri: “Yalnız dikkat et“ demiş; “Bu Cennet ehlinin içinde Hz. Nuh (asm) gibi, tufan gören çok mümin var.”

Üç yıl önce taziyesine gittiğim ve Elazığ’da okurken aniden vefat eden küçük kardeşi hatırladım bu merhalede. Onun validesini “Ahirete iman”dan başka neyle teselli edebilirdiniz? Taziyede babasına, “Allah şefaatına mazhar etsin.” derken de, gurbette vefat ettiğinden – inşaallah- manevi şehittir diye düşünüyordum. Malum ya; bir şehidin 70’den 700e kadar şefaat hakkı var. ( Hadis meali- evkamekal)

Zira fertte iman, toplumda adalet esastır. Adalet hak edene hakkını vermektir. Haini, zalimi beslemek adalet değildir; hain ile zalime müsamahanın adına hoşgörü denemeyeceği gibi. Hayatta hayırdan yana olmaktır adalet. Hani der ya Bediüzzaman: “ Müsavatsız adalet adalet değildir.” “ Hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz.” Çünkü Kudret-i İlahiye noktasından bir ferdi yaratmakla bütün insanlığı yaratmak birdir, eşittir.”

Bediüzzaman bütün hayatında Hak din İslam için ve Allah’ın kulları için yaşamıştır. “Kimim himmeti milleti için ise, o tek başına küçük bir millettir.” demiştir; O tek başına bir millettir, çünkü himmeti milleti için olmuştur hep.

Cehalet-zaruret- ihtilaf hastalığını tedavi etmek için Medresettüzzehra’yı kurmak ister. "Gaye-i hayatım” diyor bu projeye. Bu gayesindeki en çok dikkatimi çeken planı dil meselesi. “Arapça vacip, Kürtçe caiz, Türkçe lazım.” olmalı diyor. Demek ki kimin dili ne olursa olsun, bütün müminler kardeştir; kişiler birbirine dilleriyle değil, dinleriyle bakmalıdır.

“Dil din bir ise millet birdir, din bir ise millet gene birdir.” buyuruyor. Düşündüğü “açılım” tabirinden de ileridir Üstad’ın.
Bedüzzaman bizleri Çin Seddi’nden Atlas Okyanusuna kadar bir vatan olarak “bilmemizi” ister.

Mehmet Nuri  BİNGÖL

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum