31 MART "MEŞ'UM" VAKASI
Reklam
Reklam
Reklam
Mehmet Nuri BİNGÖL

Mehmet Nuri BİNGÖL

TASVİR

31 MART "MEŞ'UM" VAKASI

08 Ekim 2019 - 12:16

Bu yazının mevzuu olan meseleyi daha etraflı olarak ele almayı ne zamandan istiyordum.

“Her Sultanın tahtı, her işin bir vaktı var.” sözüne uygun gelecek halde, bir yazısında bu meseleden bahseden dostu tashih etme vecibesi mevzuuyu huzurunuza getirmeme vesile oldu.

Aslında miladi 13 Nisanda olan, 31 Mart Vakasında Üstad Bediüzzaman tarafsız imiş; yani – yine o Zat’ın beyanınca- “ taraf-ı muhalifi iltizam” eder bir tavır göstermiş(miş)!

Tarafsız kalarak –aslında- “Sultan-ı masum” dediği Sultan Abdulhamid’in devrilmesine kayıtsız kalmış.

Yani –bilvesile- 33 yıl gibi bir zaman diliminde Osmanlı Cihan Devleti’ni “ejderha gibi” muhasara etmiş “düvel-i muazzama” karşısında izzetle ayakta tutmaya muvaffak olmuş , “ Cuma selatinleriyle Hilafet-i Osmaniyeyi “ göstermiş, İslam ittihadını bu şekilde devam ettirmiş bir Zat’ın “Selanik”te kurdurulmuş bir “komite” tarafından alaşağı edilmesine “sessiz kalarak” rıza göstermiş!

Eğer o yazar dost bunu kastetmedi de ben böyle anladıysam özür dilerim.

*

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, hayatının en çileli ve işkenceli günleri olan tek parti cuntası zamanında bile, her zaman “intizam” ve “iç huzur”dan yana olmuş; “ dahildeki cihad başkadır” beyanıyla izah ettiği gibi , “dahilde” sağlanması gerekli “ sulh”tan yana olmuştur.

Zira “tavzif” edildiği “müsbet iman hizmeti”, “anarşi ve bozgunculuk”la bir arada “icra edilmesi” mümkün olmayan bir “vecibedir.”

12. Lem’ada tevcih edilen sual –kimilerince- sadece “harici” bir meseleyle alakalı zannedilir. Halbuki cevabın ardındaki izahlar meselenin “hususi” değil “umumi” olduğunu ayan beyan gösterir.

Bir de tarihi bir hakikata bakalım:

“…………………………… 1908 Jön Türk İhtilali Osmanlı iç siyasetine bir İSTİKRAR GETİRMEMİŞ; aksine, tarihçiler indinde tartışmalı olsa da, Sultan II. Abdulhamid’in kurduğu dengeyi altüst etmiş; bunun yerini alabilecek alternatif yeni ve İSTİKRARlı bir yapı bir türlü ortaya konamamıştır. Daha da kötüsü, yönetime talip olanların sayısının artması, iç siyasetteki yapıyı iyice kırılgan bir hale getirmiş ve çok daha tehlikeli yeni bir iktidar mücadelesinin yolunu açmıştır.”  (Alkan Necmettin, Selanik İstanbul’a Karşı, Timaş , s. 49)

Bu nokta anlaşılmışsa eğer, o devir için, “sulh”u ve “istikrar”ı saltanatının ilk üç yılı hariç, 30 yıl temin ettiğinden ve “ İttihad-ı İslam’ı”n kuvveti olan “ Thedor Herzl ve avaneleri tarafından Selanik kaynaklı bir darbeyle devrilmiş Sultan Abdulhamid’e Üstad’ın muhalif olduğunu düşünmek Üstad’ın ve hizmetinin varlık sebebini inkar etmek olur; Üstad Hazretleri’ne “darbeci”lere “Ses çıkarmayan biri” iftirasını yaftalamak olur!

Üstad Bediüzzaman Said Nursi’yi, Sultan tarafından, “büyük bir fitnenin geldiği” ikazına kulak tıkayan Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, Harbiye Nazır’ı ve I. Ordu Komutanı “derekesine” indirme vebaliyle yüzleşmeye kim “cüret” edebilir ki?..

YORUMLAR

  • 0 Yorum