Reklam
Reklam
Mahir ADIBEŞ

Mahir ADIBEŞ


ZAMANIN ÜZERİNDEN GEÇİŞ

20 Eylül 2020 - 19:59

ZAMANIN ÜZERİNDEN GEÇİŞ


“Zamanın üzerinden geçerek çağı yakalayalım!” diyoruz ama öğle kolay olmuyor. Bu kaçış gibi olur, hazıra konmaktır ve geride çok meziyeti bırakıp heder olmakta söz konusu.
Kitap okumalarından yola çıkıp bakalım yol nereye varacak. Güzergâhımızda baba ocağı da var sömürgenin kucağı da. Gayri güzergâhı biz seçeceğiz.
***
Ülkemizde kitap okuyucularından şikâyet geldi, fiyatlar. Okuyucular bu konuda haklı, Ülkemizde kitap fiyatları çok yüksek. Kitabın okunmasını isteyen, aklın öne çıkmasına inanan aydın/yazar/yayın evi bu konuyu dikkate almak zorunda.
Kitap okuyucusunun bu konuda sesini duyurması zor görünüyor. Neden mi? Hemen anlatayım. Türkiye’de kitap, gazete, dergi okuyan resmi rakamlara göre %3 idi, son zamandaki açıklamalara göre bu oran biraz daha düştü. Bu oranın içinde kitap okuyanlar ise %1’in altında. Şaşırmadınız, zaten bunları biliyordunuz. Anlaşılan bu az okuyucunun kesesini kitap fiyatları etkiliyor.
Yazarın telif hakkı, kâğıt fiyatları, matbaa parası ve bazı giderler derken dört yüz sayfalık bir romanın masrafı bu günkü şartlarda on lirayı geçmez. Yayın evi bu kitabın üzerine kırk- elli lira fiyat basar. Dünya klasiklerini basan aynı yayın evi, sayfa sayısı aynı olan bir eşdeğer kitaba yirmi beş lira fiyatla satışa sunar. Günümüz yazarlarıyla klasikler arasında tek fark yazar telif ücretidir. Okuyucu da bunu soruyor, “Yerli yazarların kitapları neden bu kadar pahalı?”
Yayın evi ticari bir kuruluş, kazancına bakar, elbette. Burada söz konusu olan okuyucu kitap fiyatları yüksek günümüz yazarlarının kitaplarını okuyamıyor. Haklı tarafı var. Bu arada yayın evi de yüksek kârından vazgeçmiyor. Şimdi gelin bu denklemi çözelim; nasıl olacak?
Kültür Bakanlığı bu konuya el atmak ister mi? Neden olmasın? Bu iyi bir çözüm olur. Yalnız Türk Klasiklerini değil günümüz yazarlarının kitaplarını da desteklemesinde fayda var.
Peki, sadece konu bu diyebilir miyiz? Değil elbette! Kitap okuma oranında düşüş var ya da yükselmiyor onu görmezlikten gelemeyiz. Değişim diye kafayı takmışız da bu değişim değil dönüşüm! Bazıları buna “bozulma” diyebilir ya da bazılarının dediği gibi geriye gidiş; bu şu anlamda kullanılıyor sanırım cahilleşmek, ilkelleşmek.
Kâğıt kalitesini düşürüp, kapağı da cafcaflı yapmayıp fiyatları epeyim aşağı çeksek çözüm olur mu? Kitap okuma oranlarını etkileyeceğini pek sanmıyorum. Okuyan bir şekilde kitabı bulup yine okuyor. Biz de okumaya karşı yukarıdan aşağıya bir tepki var. Zaten toplumumuza okuyan insanlar dışlanmış gibi duruyor. Hiç çarşıda, pazarda, kahvehanede, parkta, otobüs durağında, trende, toplu taşımada kitap okuyana rastladınız mı? Nadiren dediğinizi duyar gibiyim. Türk Toplumunda okuyan nadir çıkıyor. Yani insanlar özünden uzaklaşıyor, düşünmüyor, hayal etmiyor.
***
Yeni nesil geçmişle ilgilenmiyor olabilir!..
Aslında, “dönüşüm/başkalaşım/yok oluş/özden uzaklaşma” topyekûn memleketin ihtiyacı olan bütün alanlarda olmakta.
O zaman hepsini etkileyen sebep/sebepler olmalı. Bu neyse bulup düzeltmek zorundayız.
“Değişim bütün dünyada oluyor,” diyerek olanları görmezlikten gelemeyiz. Bu konuda esen rüzgârları, zamanı, yıldızları, burçları, güneş ışıklarını da sorumlu tutamayız. Bunlar dışında sebepler aramak zorundayız. Böyle düşünürsek gerçeklerden kaçmış oluruz. Hayalci senaryolarla da meselelerimizi çözmek mümkün olmayacak.
Cehaletten kurtarmanın yolu okumaktan geçer. Oku da ne okursan oku. Yani asıl sıkıntı toplumumuzda okuma oranının çok düşük olması. Azınlık aydın kesim ile diğerleri birbirini anlamıyor. Bu durum toplumu bütün alanlarda etkiliyor.
***
Değiştiğini düşündüğümüz ve bizi rahatsız eden konulara isterseniz başlık olarak bakalım: Dil, ahlak, inanç, saygı, sevgi, huzur, sabır, sadakat, tembellik, sahiplenme, fedakârlık, yardımlaşma, çıkar, dürüstlük, benlik duygusu gibi daha çok sayabiliriz. Aslında biz bu değerleri kaybederken önemli bir ya da birkaç temel değerimizde bozulma olmalı ki bu kadar önemli etkilenme olsun.
Bakalım hangi değerlerde bozulma var: 1- Aile, 2- Sokak (çevre), 3- Okul.
Bu üç değer bizlere neyi hatırlatıyor?
“Eyvah” diye bir ses duyar gibiyim. Eyvah ki hem de ne eyvah…
Herkesin aklına “eğitim” geldi sanırım!
Öz değerlerimizi kaybetmişiz. Şimdi teferruatlarla uğraşıyoruz. Aile, sokak, okul çocuğun eğitim aldığı üç kutsal alan: Ana, baba, nine, dede/komşu/öğretmen.
Aile, dağınık. Anne, baba ayrı yaşamıyorsa ikisi de çalışıyor çocuk yuvada büyüyor. Nineyi, dedeyi tanımıyor. Büyük aileyi bırak küçük aile bitik.
Sokak (çevre), kalmadı. Komşuluk bitti, artık birbirinin külüne muhtaç değil. Sokak aralarında toprak arsalar yok, parka çocuklar başında bir gözetici olmayınca gidemiyor. Yazlığa gidiyor tanıdığı yok, yanından geçenle selamlaşmıyor. Büyük küçük anlayışı kalmadı.
Okul, çocuğun şekillendiği önemli yer. “Eti senin kemiği benim,” diye teslim edilir, güvenilirdi. Artık çocuklar öğretmeni saymıyor, ipin ucu kaçmış. Talebeler öğretmeni dövüyor. Veliler öğretmeni suçluyor.
İşte eğitimimizin bu günkü durumu ortada...
Bu olumsuz tablodan kurtarmak için kendi değerlerimize dönmek zorundayız. Elbette çağa ayak uyduracağız ama biz olarak, değişmeden, başkalaşmadan, değerlerimizi koruyarak. Elbette ilim bizim yitiğimiz nerede olursa gidip almak zorundayız ama öğle zamanın üzerinden geçip kolay ulaşım diye bir şey olmuyor. Onlar masallarda oluyor. Çalışarak, didinerek, azmederek yolumuza devam edeceğiz.
Değerlerimizden uzaklaşmamız, birçok meziyetimizi kaybetmemiz, çocuklarımızın yabancılara özenmesi biz duygusu olanları tedirgin ediyor.
Şimdi soralım kendimize; “Biz nerede hata yaptık/yapıyoruz?”

Mahir ADIBEŞ





Samsung Galaxy akıllı telefonumdan gönderildi.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum