RABİA VATAN ÖLDÜ MÜ? ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?
Reklam
Reklam
Reklam
Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

ÖNCE KELÂM

RABİA VATAN ÖLDÜ MÜ? ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

12 Nisan 2019 - 00:16

Basit bir hikâye!.. On bir yaşında bir kız çocuğu; adı Rabia. Evinin bir cephesinde -ön veya arka- yerde yaralı bulunmuş. Farkedilinceye kadar damarlarından boşalan kan, ölümünün sebebi olarak kayıtlara geçmiş. Erken farkedilmemiş olması, acı bir tâlihsizlik.

İlk etapta intihar etmiş olabileceği düşünülmüş. Çünkü, Rabi’anın annesi çıkıp arkadaşlarıyla oynaması için izin vermemiştir küçük meleğe. Pozitif ayırımcılık ve “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” adı altında devlet eliyle âile tahrib edildiği için ne baba otoritesi kalmış, ne anne mürebbiyeliği. Benzer vakalar arttığı için hiç yadırgatıcı gelmemiş. Buna rağmen cesed adlî tıbba gitmiş…

Gelen rapor, Rabi’anın intihar etmediğini, söylendiği gibi terastan düşmediğini, kuvvetli ihtimalle bir trafik kazasının kurbanı olduğunu söylüyormuş. İlk araştırmalar ölüm hâdisesi ile hemen hemen aynı saatlerde siyah bir vasıtanın oralarda terör estirdiğini göstermiş.

Baba Şaban Vatan kendi çapında bir dedektif gibi çalışıp kızının bir trafik terörünün kurbanı olduğuna emin olduktan sonra yargı yoluna girmiş. Çilesi de ondan sonra başlamış tabiî. Rivayetlere bakılırsa zanlı olarak gösterilen ticarî vasıta ensesi kalın, kaburgaları kuvvetli birilerine âid çıkıyor. Üstelik adamın kuvvetli siyasî yakınlarının olduğu da hikâyenin bir yerinde kendisine yer bulmuş. Dedikodulara bakarsanız, Şaban Vatan’ın kardeşi dahil, bütün yakınları da ya paranın cazibesi veya tehdid ve korkunun insafsızlığı altında susmakla kalmamış, kederli babaya karşı tavır da takınmışlar.

Yetmemiş, kardeşi babanın aklî melekelerinin yerinde olmadığını iddia edip bir tımarhaneye yatırılmasını taleb etmiş. Zavallı adam tutuklanırken, “Ben deli değilim. Maksadları beni bir tımarhaneye yatırıp birkaç haftada ilaçlarla delirtip, kızımın dâvâsını sahibsiz bırakmaktır!” demiş. Çırpınmaları fayda etmemiş tabiî. O şimdi belki de tam da dediği gibi, delirtileceği günün cenderesine çoktan girmiştir bile. 

Ne var ki, yaratılmışların en kahraman taifesinden Rabia’nın annesi devreye girmiş. Kızının başına gelenleri ortaya çıkarmak için kolları sıvamış. Ona nasıl bir kulp takılır, şimdiden kestirmek mümkün değil şüphesiz.

Ben küçük dilimi ne zaman yuttum, biliyor musunuz? Babanın tımarhaneye yatırılmak üzere tutuklandığını duyduğum ân. İzah edeyim:

Bir insan, aklî melekelerinin yerinde olup olmadığının tesbiti için niçin tutuklanır? Adama bir suç isnad edilmiştir; adam öldürdüğü, hırsızlık yaptığı, kız kaçırdığı yollu bir şeyler söylenmiştir ve aşağı yukarı bu isnadların doğru olduğu anlaşılmış veya anlaşılmak üzeredir. O zaman yakınları yahut kendisi, o suçu işlerken aklî melekelerinin yerinde olmadığını ileri sürerek, tesbitini taleb eder. Maksad bahis mevzuu kişiyi mahvetmek değil, kurtarmaktır.

Ama karşımızda suç işlediği söylenen bir zanlı yok, kızı ölmüş kederli bir baba var. Susturmak için bu yola girilmiş olunması ihtimali, devlet ve hukukun da buna âlet edilmesi tüyler ürperticidir. 

Diyelim ki, Şaban Vatan gerçekten aklî melekelerine hâkim değil, azıcık da olsa delidir ve bunu tesbit ettiniz. Neyi isbatlamış olacaksınız? Rabi’anın kan kaybından ölmediğini mi? Trafik kazasının uydurma olduğunu mu? Orta yerde dolaşan söylenti ve iddiaların asılsızlığını mı?

Ne münasebet! Şaban Vatan’ın deliliği sabit bile olsa, ne bu elîm hadiseyi aydınlatır, ne de maşerî vicdanı tatmin eder. Zulüm ile kimse abad olmaz!.. Hiçbir katl da gizli kalmaz, er veya geç ortaya çıkar. Ya katilin vicdanı bir infilakla suçunu itiraf ettirir, ya kaderî bir cilve; her şey geçti gitti, dediğiniz bir anda hakikatin alnına parlak bir ışık huzmesi düşürür.

Cenab-ı Hak, “Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir!” buyuruyor. Bu çapta bir cürmü, zanneder misiniz ki, hilkatin tabiatı kaldırabilir? Hayır, er veya geç mutlaka bedeli ödenecektir.

Bu dâvânın takipçisi olacağımı beyan etmeme gerek yok. Takibteyim!..
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum