AK PARTİ NE YAPTI? NE YAPMALI?
Reklam
Reklam
Reklam
Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

ÖNCE KELÂM

AK PARTİ NE YAPTI? NE YAPMALI?

06 Nisan 2019 - 22:28

Su, kaynağından kirli akıyorsa, içilmez!.. Kaynağından kirli akan suyu temizlemenin maliyeti ya çok ağırdır, ya da büsbütün imkânsızdır. Milletler de kaynak suları gidbidir; ya kirli doğarlar, ya temiz. Cemiyetin inançları batıl, ahlâkı çürük, değerleri şerse milletin geleceğini temin eden nesillerin akışı daha kaynağından kirli fışkırır. Cemiyetin inançları hak, ahlâkı sağlam, değerleri hayırsa yeni nesiller kaynağından billur sular gibi doğar.

Milletin ilk istihsal kaynağı âiledir… Âile cemiyetin çekirdeğidir. Çekirdek ne ise, ağaç ve meyvesi de o olacaktır. Zakkum çekirdeğinden hurma değil, zakkum boy atar.

Cumhuriyet devr-i felâketine kadar bu milletin âile yapısını İslâmiyet, bin yıllık tarihin yoğurduğu irfân, ahlâk ve mânevî değerler şekillendiriyordu. Bütün değerler, bütün zaferler oradan fışkırıyordu. Sonrasında da aynı değerlerin hâmisi cemiyet ve devlet, bu temiz kaynaktan gürül gürül fışkıran nesillerin kirlenmemesi için mücadele veriyordu. Bütün müesseseler aynı hedefe yöneliyor, aynı maksadın tahakkuku için çalışıyordu. Cemiyet, aynı sesleri tek âhenk çıkaran fâsıl heyetleri gibiydi. 

Yazık ki, bu temiz ve bin yıllık yekpâre akış, bu âhenkli ses Cumhuriyet kurulurken tahrib edildi. Osmanlı’yı yıkanlar, onu netice veren bütün kaynakları da tahrib ve kurutmaya yemin etmişlerdi. Yazık ki, bu tahribkârlığın taşeronu ise Ankara’da kurdukları rejim oldu. Batının yıkmaya azmettiği her şeyi, Ankara yıktı. O günün şartlarında devlet elinin bütünüyle uzanıp tahrib edemediği tek kaynak âile oldu.

Ulaşım ve haberleşme vasıtalarının kıtlığı âileyi koruyan tabiî kalkanlardı. Devlet eli şimdiki gibi kırk ayrı menfezden âileye uzanamıyordu. Televizyon, bilgisayar, herşeyden daha ehemmiyetlisi internet yoktu; küfrün ve ahlâksızlığın bütün lağımları avuç içi gibi cep telefonlarından şuur ve kalbimize akmıyordu. Ailenin mahfuz kalmasıdır ki, geçen bir asır zarfında yaşadığımız bütün darbelere rağmen büsbütün yıkılmadık, bir şekilde ayakta durmaya devam ettik. 

Yazık ki, artık âileyi koruyan tabiî şartlar kalmadı. İşin kötüsü, Avrupa Birliği denen habis ortaklığa şerik olacağız diye imzalamaya ve icraa mahkûm edildiğimiz İstanbul Sözleşmesi ve 6284 nolu “Aileyi yıkma” kanunlarını Milli Eğitim ve Aile Bakanlığı eliyle icraa geçtiler. Hazin olan ise bütün bunların dindar kadrolara sahib ve dinî iddialar taşıyan AK parti iktidarında yaşanmış olmasıdır.

Milletleri istihsal eden (üreten) iki temel kaynakdan birincisi âile, diğeri Milli Eğitim ve üniversitedir. Bir üçüncüsü ise, erkek nüfusunun tamamını katı bir cenderede, hayatının en verimli bir devrinde şekillendiren askeriyedir. Âile hariç, diğer üçü bir asırdır bu milletin inançlarına, tarihine, ahlâkına ve değerlerine düşman bir zihniyeti yerleştirme ve yaşatma merkezleri olarak çalışıyor. Kemalizm dediğiniz şey, Batının bizim için uygun gördüğü şeydir: Ölümdür, tefessühtür, çürümekdir.  Heyhat ki, bir asırdır devlete baş tacı yapılmış, amentüsü olarak nesilden nesile aktarılmıştır.

Âileyi de aynı hedef çerçevesinde yıktıkları ândan itibaren milletin ruhuna fâtiha okuyacak kimse kalmaz. Yazık ve hazindir ki, âile yıkılıyor, âile çürüyor, âile dağılıyor. Bu korkunç âkibeti âileye reva görenin devlet olması, dindar bir partinin devr-i iktidarında bütün bunların yapılıyor olması ise akıl ve iz’anı çatlatır. 
Demokrasinin kuvvetli tarafı aynı zamanda zayıf tarafıdır da. Partilerin oy ihtiyaçları bazen bütün değerleri silindir gibi ezip geçebiliyor. İktidarda kalmak veya iktidara gelmek için bir çok değer gözden çıkarılabiliyor, bir çok kıymet tahrib edilebiliyor. Ak Partinin resmî veya gayrî resmî kurduğu ittifaklar, hükmün isbatına yetecek kadar kuvvetli delildir.

Ak Partililer iki şeyi anlamadı, anlamıyorlar:

Bedihî bir hakikat olmasına rağmen, anlamadıklar hayatî ilk şey; mevcud hali ile Milli Eğitim ve üniversitenin varlıklarını tehdid eden, bu ülkenin bütün değerlerine düşman ve ecnebî, aşağılık kompleksi içinde batıperest ve küfrî nesiller yetiştirmeye devam ettiği hakikatidir. Kendi kaynaklarını düşmanlarına tahsis eden, peşkeş çeken bu şuursuzluğun AK Parti devrinde de devam etmesi sadece hazin değil, akla ziyandır. Üzgünüm, yazık ki, AK Parti uzun iktidar geçmişinde Eğitim müfredatı ve sistemini ıslaha dönük hiçbir şey yapmadı, yapmıyor. Ateşin bacayı sardığı bu seçim sonrasında yapıp yapmayacaklarını da birlikte göreceğiz.

Ak Partililerin ikinci büyük yanlışı, bir asırda bu ülkede devlet cebri ve iğfalatı ile kısmî bir zemin bulmuş, devletin şuur ve ruhu mesabesinde yaşayan Atatürkçülüğe perestiş etmesi. Ülkenin gerçek ve samimi Kemalist ve Atatürkçülerinden daha iyi “Atatükçü” olma iddiası abesle iştigaldir. 

Sevgili AK Partililer, şuna emin olunuz ki, günde beş vakit Anıtkabir'e ziyarette bulunup dualar okusanız, akşam sofralarınızda rakı-leblebi eşliğinde Atatürk muhabbeti yapsanız; Atatürkçü ve Kemalist çevreler size inanmayacaktır, inanmıyorlar. Kendi tabanınızı da küstürmüş olacaksınız, kısmen küstürdünüz!

Sair hatalar ve sıkıntıları defalarca yazdım, tekrarına hacet yok: Kuvvetli bir nefis muhasebesi ile temizlenmek ve intibaha gelmek gerekiyor. Bu makaleye hayat veren hususların ise ne ertelenmeye tahammülü var, ne ağırdan almaya.

Eğitim Müfredat ve sistemini ıslâh ile bu milletin değerlerine uydurunuz! Üniversiteyi diplomalı anarşistlerin zemini olmaktan çıkarınız. Âileye karşı yapılan tahribkârlığı durdurunuz. Atatürkçülükten vaz geçip, ne iseniz o olunuz!

Yoksa ilk seçimlerde siyaset sahnesinden düşeceğinizden emin olabilirsiniz…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum