Reklam
Reklam
H. Cem KANIBİR (Türkolog)

H. Cem KANIBİR (Türkolog)


İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NİÇİN İPTAL EDİLMELİDİR?

29 Temmuz 2020 - 10:12

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NİÇİN İPTAL EDİLMELİDİR?

-1-

Giriş Kısmı İncelemesi

1) İstanbul Sözleşmesi’nin tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olup bu sözleşme isminden başlayarak cinsel bölücülük temelinde çarpık bir bakış açısı taşımaktadır. Şiddet görenin sadece kadın olduğuna ve tabii şiddet gösterenin ise sadece erkek olduğuna dair bir ön kabul akla ve mantığa aykırıdır.

2) Sözleşmenin giriş kısmının 8. paragrafında imzacı devletlerin “Kadına karşı şiddetin ve ev içi şiddetin her türünü kınayarak” davranacakları belirtilmiştir. Ayrımcı bu tutum; kadından erkeğe, kadından çocuğa ve kadından kadına yönelik şiddetin önemsizleştirilmesine ve görmezden gelinmesine yol açmaktadır. Oysa şiddet sebep-sonuç ilişkileriyle bir bütün ve bir döngüdür ve sadece erkek cinsiyeti üstüne yüklenerek çözülemez.

3) Sözleşmenin giriş kısmının 10. paragrafında imzacı devletlerin “Kadına karşı şiddetin, kadınlarla erkekler arasında tarihten gelen eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu ve bu eşit olmayan güç ilişkilerinin, erkeklerin kadınlara üstünlüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların tam anlamıyla ilerlemelerinin engellenmesine yol açtığının bilincinde olarak” davranacakları belirtilmiştir. Buradaki ifade tamamen toptancı ve genellemeci biçimde kategorik olarak dünyadaki bütün erkekleri suçlamaktadır. Dünyadaki yaklaşık yedi buçuk milyar insanın yarısını oluşturan kadınlara, dünya insan nüfusunun diğer yarısını oluşturan erkekler hedef gösterilmektedir. Bu son derece tehlikeli bir sosyal terör argümanıdır. Zira etnik ya da mezhep temelli terör hareketlerinin ulaşabileceği maksimum potansiyel destekçi ve sempatizan sayısı o etnisite ya da mezhebe bağlı olanların sayısıyla sınırlıdır. Cinsel bölücülük temelli sosyal terörün ise dünya nüfusunun en az yarısına hitap edebilme kabiliyeti söz konusudur.

4) Sözleşmenin giriş kısmının 11. paragrafında imzacı devletlerin “Kadına karşı şiddetin yapısal özelliğinin toplumsal cinsiyete dayandığını ve kadına karşı şiddetin, kadınların erkeklere nazaran daha ast bir konuma zorlandıkları en önemli sosyal mekanizmalardan biri olduğunun bilincinde olarak” davranacakları belirtilmiştir. Burada karşımıza İngilizcede “Gender” olarak kodlanan “Toplumsal Cinsiyet” kavramı çıkarılmaktadır. Cinsiyet denildiğinde bizim algılarımızda yeri olan kavram ise İngilizcede “Sex” yani “Biyolojik Cinsiyet” olarak tanımlanmaktadır.

Toplumsal cinsiyet kuramı, insanların cinsiyetlerine dair davranışsal özelliklerinin hiçbirinin doğuştan gelmediğini, ana-baba ve toplum tarafından öğretildiğini öne süren bir anlayıştır. Erkekler ile kadınların doğuştan itibaren tamamen farklı beden, beyin ve psikolojik yapı taşıyan iki farklı insan türü olduğunu ret ve inkar eden bu anlayış, varoluşa savaş açmaktan farksızdır.

Ayrıca bu paragraftaki çarpık mantık, üstü örtülü olarak cinsiyet davranışlarına dair ana-baba ve toplum öğretilerinin kadınların erkeksileştirilmesi ve erkeklerin de kadınsılaştırılması yönünde olmasını teşvik etmektedir. Açıkça söylenemese de kız çocuklarının erkek gibi, erkek çocuklarının ise kız gibi yetiştirilmesi önerilmektedir. Nitekim kısa adı ETCEP olan “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi” Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanmış ve bu yönde çalışmalar yaptırılmıştır.

5) Sözleşmenin giriş kısmının 12. paragrafında ilk kez kullanılan “kız” ifadesi metnin tamamında toplamda beş kez kullanılmışsa da sözleşmede kadın kelimesi 88 kere, erkek kelimesi 17 kere, çocuk kelimesi 14 kere kullanılmış; bebek kelimesi ise hiç kullanılmamıştır.

Kız, kadın ve çocuk kelimeleri daima mağdur özne, erkek kelimesi ise daima saldırganlık öznesi olarak kullanılmıştır. Şiddetin tek sorumlusunun sadece erkekler olarak gösterilmesine dair bu cinsiyet ayrımcısı yaklaşım, temel insan haklarına tamamen aykırıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nin giriş kısmı bile iki cinsiyeti çatıştırmacı bir üsluba sahiptir; cinsel bölücülük temelinde ayrımcıdır ve temel insan haklarına aykırıdır.

(H. Cem KANIBİR/Türkolog)

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum