Erol DİKER

Erol DİKER


Merhaba Dünya

03 Mayıs 2021 - 15:18

Merhaba Dünya. Nerenden yazacağımı biliyorum ama, insanlığın içinde bulunduğu aklı  bilmiyorum. Kime? neye göre ve hangi akla hizmet işte bu bilmiyorum. Bugün günlerden Pazartasi. Şimdi kim istemezki, denizde yüzmek toprağın ve doganın kucağında ip atlayıptoprak ananın ödülü olan kekik ve daha nice ödüllerini toplamak. Empati, anlayış gibi değerli insani duyguların yerini hırs aldı şimdi. Ortak paydalarımızı unuttuk; benzeştiğimiz noktaların farkına varabilmeyi, hoşgörüyü, bir bütün olabilmeyi. Oysa şu an hiç olmadığımız kadar biriz, bütünüz hepimiz; tabii güzelliklerle dolu bir bütün olma hali değil bu, çaresizlikten ve zorunda kalmışlıktan doğan bir bütün olma hali söz ettiğim. Irk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din, dil, ırk ile para, güzellik bulunduğumuz noktada birer birer anlamlarını yitirdiler. Zaman, tüm bu etiketlerden sıyrılıp özümüze dönme, doğayla hiç olmadığımız kadar bağlantıda olma ve hatırlama zamanı: aynı gezegende yaşıyor, aynı havayı soluyoruz hepimiz biriz. Büyük bir eşik olduğunu düşündüğümüz bu dönem de, benzerleri gibi büyük değişimlere sebep olmanın yanında; etkisini yitirip izini kaybettirmeye başladığında da, ardında büyük boşluklar bırakacak. Soru şu; insanoğlu olarak o boşluğu nasıl dolduracağız? Yerine nasıl bir enerji koyacak, neyi filizlendireceğiz? Her şey yeniden normale döndüğünde, seçimlerimiz ne şekillerde dönüşmüş olacak? İlk olarak, zoonotik kökenli hastalıkların giderek yaygınlaştığı günümüzde, yaban hayatın kendine özgü düzenine müdahale etmememiz gerektiğini farkına varmamız çok önemli. Ticari veya herhangi başka bir sebeple, vahşi hayvanların yaşam dengesini bozmamalı; hem büyük organizasyonlarca hem de bireysel olarak, gıda güvenliği konusunda daha aktif ve bilinçli olmalıyız. İkinci olarak, bu sürecin devamında ekonominin büyük veya küçük, birtakım yaralar alması kaçınılmaz. Bugüne kadar tüketmeye alışkın olduğumuz, dışarıdan gelen ürünlerin kolayca erişilebilir olmadığı durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu noktada çok önemli kavramlar sahneye giriyor: kendi kendine yetebilmek, sürdürülebilirlik, yerellik... Lokal üretimin dışında, yabancı sektörlere büyük oranda bağlı olmanın ne kadar problematik bir durum olduğunun yüzlerimize çarpması muhtemel. Eğer imkanınız varsa kendinize bir sebze ve meyva bahçesi yaratın, bahçeciliği ve tarımcılığı öğrenin. Daglarımız ve dogamız toprak ana her türlü ödülünü insanoğlunun hizmetine sunuyor lütfen kıymetini bilin. Bugün İsraile baktığınızda hiçbir hastalığın olmadığı! insanoğluna ne kadar zararlı ürün varsa ve bilinçli olarak yapılan ürünleri insanlık üstünde denendiğinin ne kadar farkındasınız? Örneğin ben hayatım boyunca hiç Coco Cola içmedim! Yada hayatım boyunca antibiyotik kullanmadım. Bugün dünümüze baktığımızda ibrit tohumun ülkemizde dayatmayla ekildiğini görüyorum. Hani nerede o bizim organik tohumlarımız? Teknoloji adı altında insanlarımızı ve halkımızın gözlerine indirdikleri perdeyi daha çok kazanma adına neden göremez hale geldik. Merakımı bağışlayın! Ülkemizden İsraile gıda anlamında giden kaç çeşit ürün var? Giden ürünlerin sadece baharat oda doga ananın ödülü olduğunu Biliyormusunuz? Ülkemizde işlenmiş hiçbir gıda ürününün İsrail hükümeti tarafından alınmadığını kim ve kimler biliyor? Bugün geldiğimiz noktada gerçeği görmek zor olmasa gerek. Ben ülkemizin ve halkımızın önümüzdeki günlerde sahada zor durumda kalmaması adına tüm halkımızı daha duyarlı bilinçli ve aklıselim olmaya davet ediyorum. Uyan Türkiye ve bu cennet ülkemin asil insanları lütfen özümüze dönme zamanının geldiğini düşünüyor ve tüm halkımızı gerçek ve organik tarıma dönmeye davet ediyorum. Toprak bizim, bag, bahçe, tarla bizim. Bize düşense ekip biçip aydınlık yarınlara ülke ve halkı olarak hepimizin. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE 

Gazeteci ve Televizyoncu 
A. Erol DİKER

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum