Ergun DUR

Ergun DUR

HEPSİ HİKAYE

TEST İLE TOST ARASINDA DİJİTAL BAĞIMLI BİR NESİL!

27 Mayıs 2021 - 16:45

Milli Eğitim Eski Bakanı Sayın Prof. Dr. Nabi AVCI bir programda ”…Test ile Tost Arasında Kalmış Çocuklar..”demişti. Yarış atı misali. Sadece bu sorun olsa bir parça iyi. Artık birbirimizle, ailemizle geçirdiğimiz güzel anlar hayal olmak üzere. Teknolojinin akıl almaz hızı yeni alışkanlıklar türetti. Yeme içmemizi bile değiştirdi. Tencere ile yapılan ailece yenilen yemekler, bilgisayar ve internette daha fazla zaman geçirme adına aparatif tost,pizza ve hamburger ile geçiştirilir oldu. Hem de saatlerce geçirilen zamanlar. Artık nur topu gibi bir sorunumuz daha var. O da “Dijital Bağımlılık” . İnternetin icadından sonra internet bağımlılığı bir kavram olarak ilk ifade eden isim Kimberly S. Young’tur.Young şu ölçütlere dayanarak değerlendirmiştir: 1-Teknolojiyle ve internetle aşırı derecede zihinsel bağ kurmak, internette olan aktiviteleri sürekli düşünmek, 2-Beyindeki zevk alma merkezini uyarmak için giderek daha fazla oranda internet ve bilgisayar, akıllı telefon, tablet gibi dijital aygıtlarla vakit geçirmek, 3-Teknoloji bağımlılığını azaltmak ya da yok etmek için yapılan girişimlerde başarısız olmak, 4-Teknolojiden uzaklaşma durumlarında yoksunluk belirtilerinin baş göstermesi, (huzursuzluk, çökkünlük ve kızgınlık) 5-Önceden planlanan teknoloji kullanım süresinin aşılması, 6-Fazla teknolojik araçların kullanımı sonucunda aile, iş ve arkadaş ilişkilerinin bozulması, 7-Terapiste ya da başka birine teknolojiye bağımlı olmadığını yalan söyleyerek ispatlamaya çalışmak, 8-Mevcut olumsuz durumlardan kaçmak için interneti ve teknolojiyi bir sığınma aracı olarak kullanmak. Young’a göre yukarıda sayılan 8 tane tanı kriterinden beşinin görülmesi teknoloji bağımlılığı için yeterlidir. Bağımlılık TDK göre “Bağımlı olma durumu, tabiiyet” anlamına gelmektedir. Uzmanlar “Bağımlılık bir süre mutlu eder, sonra alışkanlık olur, sonra baskıya dönüşür.” Der. Bu yüzden devletteki kurumlar olarak, anne baba olarak, öğretmenler olarak bu konunun ciddiyetinin yeterince farkında mıyız? Yarın çok geç olabilir. Çünkü bencil ve duygusuz bir nesilin geleceği endişesini taşıyorum. Bilgisayar, internet ve telefon başında öyle çok zaman geçiriliyor ki! Her şeyi o oluyor. Anne babalarını anlamayan, bayrak,şehit, vatan, dostluk,vefa,sevgi gibi kavramlarından uzak bir topluma doğru gidiyoruz inancı hakim olmaya başladı. İnsanın interneti yoğun bir şekilde kullanıyor olması fark edilmiş ve internet bağımlılığı terimi ilk defa 1996 yılında Goldberg tarafından dile getirilmiştir. Türkiye de internet serüveni ilk defa 12 Nisan 1993 tarihinde başladı. Fakat öyle hızlı yayıldı ki, Türkiye İnternet kullanım istatistiklerine baktığımızda genel kullanıcı sayısı toplamda 62 milyon, Türkiye nüfusunun %74’ü anlamına geliyor. Türkiye’de internet kullanıcıları internette 7,5 saat, sosyal medyada ve televizyon başında 3 saat vakit geçirmektedir. Online müzik dinleme süresi ortalama 1,5 saate, oyun konsolunda oyun oynama süresi ise 1 saate yakındır. Türkiye’deki kullanıcıların %88’i herhangi bir cihaz üzerinden oyun oynamaktadır. Akıllı telefon üzerinden oyun oynama yüzdesi %80, bilgisayar üzerinden oyun oynama yüzdesi %46’dır. Oyun konsolları üzerinden oyun oynanma yüzdesi ise %23’tür. Türkiye’de sosyal medya kullanımının yaş dağılım grafiğine baktığımızda, en yüksek kullanım oranının 25-34 yaş arasında olduğunu görmekteyiz. Yine bu oranın cinsiyete göre sosyal medya kullanım yaşına göre dağılımında da benzer bir sonuç gösterdiği ortada…Yaş arttıkça sosyal medya kullanımı azalmaktadır. 16-64 yaş arasındaki mobil kullanıcıların aylık mobil uygulama kullanımlarına göre, mobil kullanıcıların %92’si mesajlaşma ve sosyal medya uygulamalarını kullanmakta, %83’ü videoplatformlarını kullanırken, her 10 kişiden 6’sı oyun uygulamalarını tercih etmektedir. En az kullanılan mobil uygulama kategorisi ise arkadaşlık uygulamalarıdır. ( We Are Social 2020 Türkiye İnternet Kullanım İstatistikleri) Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği (DİBAMDER) Başkanı Prf. Dr. Tuncay DİLCİ bu tehlikeyi gören bilim insanlarımızdan. Bakın tespitlerine bir göz atalım: Dijitalleşmenin en yoğun görüldüğü kesimin çocuklar ve gençler olduğu ortadadır.Çocuklar için dijital ekranlardan dünyayı keşfetme fırsatı sunan bu süreç,gelecek adına risk ve kaygıları da beraberinde getirmektedir.Zaman içerisinde dünyanın küresel bir boyutta dijital yaşam biçimini benimseyeceği aşikardır. Ne var ki insanların dijital çağında insanca kalabilmeleri , Milli birlik ve yerel kodlar üzerine daha yoğunluklu ve planlı çalışmaları elzem kılmaktadır. Bu nedenle başta dijital bağımlılık olmak üzere, dijital nesnelerin kullanım bozukluğu ve buna bağlı davranışsal bozuklukların önüne geçilmesi noktasında milli ve yerli politikaların uygulanması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Görüldüğü üzere gidişat iyi değil. Bunun yanında anne baba olarak bu çocuklarımıza eğitim adına yaptığımız yanlışları da eklemek istiyorum. Çocuklarımızı Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz, hiç titremiyorlar. Çocuklar hiç ıslanmıyorlar. Evden arabaya kadar üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz, yorulmasınlar diye. Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar. .Çocuklar hissetmiyor yaşamı. Açlığı bilmedikleri için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller.( Milli Eğitim Müfettişi Doğan CEYLAN ın Raporu) Çocuklarımızı gençlerimizi odalarından çıkarıp, salona getirmemiz gerekiyor. Cep telefonlarını günün belli saatlerinde mutlaka ama mutlaka bir kenara bırakmalı. Her gün en az bir öğün ailece yemek yemek gerekiyor. Yine her gün en az 5dk çocuklarımıza vakit ayırmak gerekiyor. Kitap kokusu nedir? Unuttuk. Her aile kısa da olsa Ömer Seyfettin, Necip Fazıl gibi bir çok şair ve yazarın eserlerinden kısa bölümleri ailece paylaşmalı. Unutulmamalı ki, kitap okuyan, okuduğunu anlayan, anladığını yorumlayan çocuk olsun genç olsun başarılı olur. Beraber film izlemenin keyfine varılmalı. Aksi takdirde bu paylaştığım veriler ışığında söylüyorum korkunç bir gelecek bizi bekliyor. Geçenlerde kitabımı bir okuyucuma imzalarken bir durum dikkatimi çekti. Yazı yazamadığım. Klavye başında zaman geçirmenin dayanılmaz hafifliği. Araştırmalara göre yeni nesil en fazla başparmağını kullanıyor. Ayrıca dikkat edin. Gençlerin çoğu kapüşonlu. Karanlığa özlem gibi kasvetli bir durum gözlemliyorum. Bu “Bırakınız yapsınlar,bırakınız gezsinler” (“Laissez faire, laissez passer!” ) ilkesini kafamıza sokmaya çalışmanın değişik metotları. Yatay yapılaşma olmadığı için ataerkil bir aile yapısı da oluşmuyor. Kalpler gittikçe uzaklaştı. O yüzdendir ki sesimizi duyurmak için bağırarak konuşuyoruz.. İzlence ön planda maalesef. Anı yaşamıyoruz. Anı biriktirmiyoruz. Anı görüntülüyoruz. Beraber, dokunarak yüz yüze dediğimiz kaliteli vakit geçirmek amacı gütmeliyiz. Satranç, ailece piknik yapmak gibi etkinlikleri düzenli hale getirmenin önemini yaşadıkça daha iyi anlayacağız. Bundan yıllar önce taytın üzerine külot giyilecek (Süperman,Batman) ve bu neslin kahramanı olacak deseler kim inanırdı? Bunun yanında Dijital bağımlılık neticesi ile oluşan cinsel istismarlardan, aile içi iletişimsizlikten, dağılan yuvalardan daha bahsetmedim bile.. Ümitsiz olmamak gerekir.Bir karar alalım. Hemen şimdi.. Bir aile toplantısı yapalım. Asgari müşterekte bir araya gelelim. Hayatın anlamını kaçırmayalım..

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum