Dr.Vehbi KARA

Dr.Vehbi KARA


Bahriyede 15 Yıl

03 Aralık 2020 - 07:54

Bahriyede 15 Yıl
Bazı okuyucularım soruyor: “Senin aleyhinde bir karanlık oda yıllardan beri yayın yapıyor ve ‘Fetullahçı’ diye ordudan atıldı” diyor. Bunun aslı var mı? Eğer yalan ise niçin mahkemeye başvurmuyorsun? Gerçekleri bir de senin dilinden öğrenmek isteriz.
Öncelikle şu hususu söyleyeyim ki; karanlık odaların ve bazı gazetelerin yazdıkları “çamur at izi kalsın” türünden yazıların hiçbir aslı astarı yoktur. Mahkemeye başvurmadığım bilgisi de yanlıştır. Zira yapmış olduğum suç duyurusu üzerine Kartal Adliyesinde basın işleri savcılığına ifade verdim. Fakat Savcı Bey; dava açmayacağını ifade etti.
Madem, dünya mahkemesinde karşılaşamıyoruz elbette zerre kadar iyilik ve kötülüğün kimsenin yanına kalmayacağı ruz-i mahşerde hesaplaşacağız. O halde yaşadığım olayları okuyucularımla paylaşayım ki; hakkımdaki iddialar ne derece doğru, merak edenler öğrensin.
Bu yazıyı okuyanlar “senin özel hayatından bana ne!” demesinler. Zira 1982-1997 yılında Deniz Kuvvetlerinde yaşamış olduğum olaylar Türkiye’nin acı gerçeğidir. Medya gücünü elinde tutan bazı küresel güç odakları, çoğu zaman iftira atarak gerçekleri saptırmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin askeri darbelerle dolu tarihini öğrenmek ve bir daha olmaması için gayret edecek her vatandaşın; bu yazılardan hissesi olacaktır.
Bahriyede geçen 15 yıla değinmeden önce şu hususu da değinmek isterim. Bu makalede yazılanlar daha detaylı bir şekilde “Bahriyede  15 Yıl” isimli kitabımda yer almaktadır. İsteyenler Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY)  isimli yayınevinden internet aracılığı ile alıp okuyabilirler. Bu makalelerden okuyabileceğiniz özet halidir. 
Bu kitabın 2007 yılında yapılmış iki baskısı daha vardır. Fakat bunu biraz daha genişleterek üçüncü baskıyı da neşretme fırsatı buldum. Gerçekten tarihe not düşmek adına önemli bir eser olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle şu “Fethullahçılık” konusuna değinmek gerekiyor. Zira çok kişi bunu sormaktadır. Bu konuda beş altı makale yazdım. İsteyenler Yeni Akit Gazetesinin internet arşivinden çok rahatlıkla okuyabilir. Kısaca bir daha özetleyelim:
Alican Türk isimli “Batı Çalışma Gurubu” davasında yargılanan bir öğretmen subay, 1997 yılında Yüksek Askeri Şura” kararını bularak bu iddiayı yapmıştır. Biz o yıllarda eşlerimizin başörtülü olduğu gerekçesi ile ordudan atıldığımızı zannediyorduk. Nitekim Batı Çalışma Gurubu kanun dışı fişleme yaparak 28 Şubat 1997 sürecinde birçok dindar subayı ordudan atmıştı. 
Ne ilginçtir ki ordudan atılan subayların en yoğun olduğu dönem Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu dönemdir. Güven Erkaya gibi rakıcı generaller “siz iktidarda olduğunuzu zannedin; bu ülkeyi asıl biz yönetiyoruz” diyerek on bine yakın askeri ordudan atmıştı. Şuçumuz ise “gözün üzerinde kaşın var” misali “eşinin üzerinde başörtüsü var” şeklindeydi.
Ordudan atılmamızın resmi gerekçesini ancak 28 Şubat Davasında müşteki olarak müracaatım esnasında öğrenmiştim. Belgede gerçekten de “Fetullahçılık” ibaresi vardı. 17 Yaşımdan itibaren Feto örgütü ile mücadele eden benim gibi birisi için bu belge büyük bir sürpriz idi. İşte; atılan diğer asker arkadaşlarım gibi herkese bir kulp takmak gerekmiş bana da tombaladan “Fetullahçılık” iddiası çıkmıştı.
Kaderin bir cilvesine bakın ki; Donanmada ve askeri öğrencilik yıllarımda en az komünistler kadar Fetocularla mücadele etmiştim. Çünkü namaz kılan bir öğrencinin ayakta kalması, en çok Fetocuları rahatsız ediyordu.
O yıllarda FETÖ örgütünün ima ile namaz adında dinde yeri olmayan bir uygulaması vardı. Asla namaz kılmaz ve kılanları derhal vazgeçirmek için türlü türlü çirkin tezgahlar kurarlardı.
Haklı oldukları yönler de vardı. Zira 12 Eylül 1980 askeri darbesinin cunta lideri Kenan Evren’in namaz kılan askeri okul öğrencilerine karşı amansız bir düşmanlığı vardı. Defalarca televizyona çıkar “netekim, askeri okullardan binlerce öğrenciyi attık” diye övünürdü.
Deniz Harp Okulunda da işler çok kötüydü. Sınıfın en başarılı öğrencileri hatta Deniz Lisesini birincilikle bitiren öğrencilerin hiç gözünün yaşına bakılmamış “namaz kılıyor” diye askeri okuldan atmışlardı. Bu yüzden öğrenciler benim namaz kıldığımı görünce “aman ne yapıyorsun seni de okuldan atacaklar” diye beni korkuturlardı.
Fetocular benim açıktan namaz kıldığımı görünce küplere biner “bu donkişota uymayın çok yakında okuldan atılacak” diye kandil günlerinde dahi namaz kılan birkaç öğrenciyi korkuturlardı. Nitekim son sınıfa gelinceye kadar bir Libyalı öğrenci haricinde namaz kılan görmemiştim. Demek ki çok gizli kılıyorlardı.
Ne gariptir; askeri okulda hiçbir arkadaşım yoktu. Komünistlerle zaten çatışma halindeydik. Fetocular ise bütün dindar öğrencileri benden korkutmuşlardı. Bir iki tane pervasız öğrenci dışında hiç kimse ile konuşmuyor arkadaşlık etmiyordum.
Öğrencilik yıllarımda en önemli arkadaşım; Heybeliada mendireğindeki yıldızlardı. Büyükada’dan gelen çam kokusu ve Marmara denizinin güzel manzarası bana yetiyordu. Ders aralarında ve özellikle dinlenme zamanlarında mendirekte yürüyüşe çıkar ruhumu dinlendirmeye çalışırdım. Çok yorgundum zira bazı öğrencilerle yumruklu kavgalarım olmuştu.  
Deniz Harp Okulunda dördüncü sınıfa geçince, Tuzla’daki yeni binaya taşındık. Son sınıf öğrencisiydim ve Fetocuların iddialarının aksine hala okuldan atılmamıştım. Okul idaresi taşınma telaşından olsa gerek o yıl benimle çok az uğraştı ve sonunda anneciğimin duaları ile Deniz Harp Okulundan mezun oldum.
Subay olduğumda biraz daha rahat edeceğimi düşünmüştüm. Fakat nerde? Hayatımın en üzüntülü yılını 1987’de yaşamıştım. Canım kadar sevdiğim altı öğrenci 8 yıl sonunda son sınıfa geldiği yıl; okuldan atılmıştı. Darbeci Evren’in zoruyla yeni yasalar çıkarılmış atılan askeri okul öğrencilerine akla hayale gelmeyecek ağır yaptırımlar uygulanıyordu.
İstanbul’da Hücumbot Filosunda Atış Kontrol Subayı olarak görev yapıyordum. Çok geçmeden Deniz Harp Okuluna gitmem istendi. İşte burada ne olduysa oldu. Hayatım boyunca unutamayacağım sorgulama ve tartışmalarla karşılaştım. Dilerseniz bunu bir sonraki yazımda paylaşayım, vesselam…
 
Dr. Vehbi

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum