Reklam
Reklam
Dr.Vehbi KARA

Dr.Vehbi KARA


Ateizm ve Ataizm Tarihi

13 Kasım 2019 - 12:33
Reklam

Ateizm ve ataizm tarihin her döneminde var olmuştur ve kıyamete kadar da var olacaktır. Çünkü dünya bir imtihandır ve imtihanın en önemli sorusu Allah’a inanmayla ilgilidir. Ne yazık ki insanların çoğu İblis’in telkini ile Allah’a ortak koşmayı veya inanmamayı tercih etmiş ve halen de etmektedirler.
Nasıl ki bir tablo, onu yapan ressamsız ve bir güzel kitap, yazarsız olmaz; şu koca kainat nasıl sahipsiz ve yaratıcısız olsun? İnsan; akıl ve vicdanına baktığı sürece Allah’ın varlığına inanacaktır. Fakat Şeytan tıpkı kendisi gibi insanı da Allah’a isyan ettirmek için türlü türlü hilelere başvurmaktadır. Hâlbuki onun desiseleri örümcek ağı gibi zayıftır, kuvvetsizdir. İşte bu yazımızda Allah’a inanmamanın ve bunun sonucunda kullara kulluk eden bir anlayışın nasıl doğarak büyüdüğünü; Türk toplumu özelinde ele alarak anlamaya çalışacağız.
Evet, Allah’a inanmayan bir kalbin boşlukta durması mümkün değildir. Eninde sonunda bir tanrıya veya yalancı insanlara inanıp tapınacaktır. Çünkü yaratılışı itibarı ile öyle duyguları vardır ki; dua edip yalvaracağı bir kudreti daima aramaktadır.
Bunu istismar eden firavun ve Nemrud gibi insanlar; putperestliği bir şekilde ortaya çıkarır ve uygulamaya sokarlar. Dünyanın her yerinde insanların dahi kurban edildiği “zigguratlar” işte böyle bir putlaştırmanın eseridir. Sonunda Allah’ı tanımayan veya ortak koşanlar; bir bakarsınız “ataist” olmuşlardır. Yani atalarına, dedelerine tapınmaya başlarlar.
Şamanizm’de ve Türklerin eski inançlarında ataya ve dedeye tapınma vardır. Öyle ki; bu inanç; muhtelif eski Türk zümreleri arasında en köklü, en güçlü ve en eski yapılardan birisidir.  Hemen hemen bütün Kuzey ve Orta Asya kavimlerinde bulunur ve günümüzde dahi etkisini yitirmemiştir.
Ataerkil aile yapısının bir sonucu olarak yorumlanan atalar, dedeler kültü; tarihi nispeten iyi bilinen en eski Türk topluluklarından Hunlar zamanından beri görülmüştür. Zira Hunlar'da yılda bir kere umumi bir merasim düzenlenerek ataların ruhlarına kurban kesilirdi. Keza Orhun Kitabeleri'nde, bilhassa Bilge Kağan Kitabesi'nin sonunda atalar kültünü ihsas eden satırların bulunması, bunun Göktürkler'de de varlığını göstermektedir.
Orta Asya'daki çeşitli Türk toplulukları arasında sadece öldükten sonra değil, ölmeden önce de ihtiyarların büyük bir saygıyla tazim edildiğini görülmüştür. Ölmüş atalara duyulan saygı, onların hatıralarının ve eşyalarının bile takdisine yol açmıştır. Bu yüzden bazı Şaman Türkler, ölülerini her türlü eşyasıyla birlikte gömmüşlerdir.
İşte bu zafiyeti bilen Şeytan, Türk halklarını tam da buradan vurmuştur. Sabetay Yahudileri ve Alevi dedeleri, Türk toplumlarındaki otoritelerini yerleştirmek ve sürdürmek için atalara ve dedelere tapınmaktan yola çıkarak bugünkü “ataist” ritüellerin hala yaşamasına vesile olmuşlardır.
Osmanlı Devleti yıkıldıktan hemen sonra kurulan Türkiye’de bir Cuma günü Kuran ve Buhari hatimleri ile açılan Meclis; muhalefetin temizlenmesinden sonra birden şekil değiştirmiş hatta hilafetin kaldırılmasına dahi onay verecek derecede otoriter bir yapıya dönüşmüştür.
Nitekim 1928 Yılında "Devletin dini İslam'dır" ifadesinin  Anayasadan çıkarılması ile birlikte Türkiye'de ateizm en güçlü dönemine ulaşmıştır. 1936 yılında CHP’nin 6 ilkesi Anayasaya ithal edilerek yazılı metinlerde dahi şahıslar ön plana çıkarılmıştır.
CHP’nin kurucusu olan özellikle gizli Yahudiler, kısmen dahi ayakta kalmış olan Türklerdeki ata-dede kültünü bir ideoloji hatta din haline getirmeye çalışmışlardır. İşte “ataizm” inancı bu sayede 2019 yılına kadar ulaşabilmiştir.
Bu konuda CHP liderlerinin dilinden düşürmedikleri şu söz çok anlamlıdır. "Bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz". 
Dogmaları reddettiğini söylerken dahi eşine az rastlanır bir dogma ile karşılaşan bahtsız dedelerimiz ne yazık ki hala Şeytana maskara olduğumuzun farkına varabilmiş değildir. Zira Anayasamız, İslam dininin emir ve yasaklarından tamamen ayıklanırken bu sefer şahısları referans göstermek sureti ile tam da dogma ismine yakışır bir şekil almıştır.
Bu dogma ve ataizm konusunda dünyada eşine az rastlanır bir durumla karşı karşıya kaldığımız acı bir gerçektir. Zira anayasalar ile ilgili olarak yapılan bir akademik çalışmada; tam 8 ülke anayasasında şahıslara referans verildiği görülmüştür. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, bu 8 ülke arasında da dahi dikkat çekici bir şekilde ayrılmıştır. Tam 17 defa bir şahsa referans verilerek dünyada emsali olmayan bir anayasa yazılmıştır.  
Yine dünyada eşine rastlanmayan bir biçimde faşist metinler; 1982 anayasasında yer almaktadır. Bu güne kadar bir çok defa Anayasa da değişiklik yapılsa da 4. maddedeki değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez, madde gereğince bu darbeci askerlerin icadı metinler bir türlü kaldırılamamıştır.
Ateizm, Allah'ı kabul etmeyen bir inanç sistemi olduğu için bu da bir dindir, yani dinsizlik dinidir. Allah'ı kabul etmeyen kimseler yukarıda değindiğimiz üzere genellikle insanları putlaştırmakta ve bunu çeşitli ritüeller ile göstermektedir. Türkiye'de bu kült, şahsın kendisi ile sınırlı kalmamakta tecavüzkar bir şekilde herkesin bu ritüellere uyması da istenmektedir.
İşte her 10 Kasım günü otoyollarda dahi durarak ciddi zincirleme kazalara yol açan bu dünyada emsali olmayan kültler; bu coğrafyada hala hayat bulabilmektedir. İşin daha da ilginç olan tarafı; ateist olduğunu defalarca deklere etmiş bir siyasi lidere sevgi göstermesi gerektiği vurgulanarak bunu yapmayanları cezalandırmak isteyenlere dahi rastlayabiliyoruz.
Bu ilkel ve acı verici durum 21. Yüzyılın ilk çeyreğini bitirmekte olduğumuz 2019 yılında dahi vuku bulmaktadır. Bu ateist yaklaşım; eski adetlerimizden kalan dedelere, atalara tapma geleneğine paralel olarak; ataist bir sürece dönüşmüştür.
Bu noktada siyasetçilerin din ve vicdan özgürlüğü konusundaki anlayıştan yoksun olması çok önemli bir sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Elbette bu Şeytana maskara olmayı gösteren çirkin ve tehlikeli ritüellerin bu güne ulaşmasında akademisyen ve yazarların da payını unutmamak gerekir, vesselam...

YORUMLAR

  • 0 Yorum