Reklam
Reklam
Bilal Dursun YILMAZ

Bilal Dursun YILMAZ

BAKIŞ AÇISI

Nasihat-i nasihat…

29 Kasım 2019 - 22:19
Reklam

Nasihat, kelimesinin eş anlamlı öğüt olarak geçer sözlüklerde
Nasihat günümüz insanın sevmediği bir kelimedir. Herkes için olmasa da pek çoğumuz nasihat edilmesinden hazzetmeyiz. Nasihatler bize sıkıcı, itici ve rencide edici gelir. Nasihat edenler akraba ya da tanıdıklarımızsa bu nasihateler bazen olur ki dayanılmaz olur, damarımıza dokunur.
Oysaki çoğumuzun inandığı ve kabul ettiği dinin kitabı Kur’an-ı kerimde onlarca ayet nasihati emreder. Yani Allah pek çok ayetinde mealen insanlara kâinattı ve orada olanları göstererek düşünüp öğüt almalarını salık verir. Fakat Allah kitabında insanların akletmeyip öğüt almadıklarını da sıkça vurgulamıştır ayetlerinde.  Aslında bizatihi Kur’an-ı kerime bir cihetiyle nasihatler kitabı da denilebilir. Yine çok sayıda hadisi şerifte insanlığa rehber olarak gönderilen İslam peygamberi nasihatin önemini vurgular meşhur “Din nasihattir” hadis ile bu durumu özetler.
Pek çok din büyüğü de tebliğ ve neşirle hayatı boyunca nasihatte bulunmuştur.
Peki, günümüz insanı neden nasihatten kaçıyor. Ya da nasihat neden bir kıymet ifade etmiyor? Hatta toplumda yaygınlaşan “bana nasihat değil, para ver. Şunu bunu ver” amiyane ifadesi bir şiar haline neden gelmiştir.
İnsanların ilahi ve beşeri nasihatlere kulak tıkamaları da geçmişten bugüne hep konu edile gelmiştir. Bunun pek çok izahı yapılmıştır. Dolayısıyla ilahi nasihatlere kulak tıkayanlar için hiçbir beşeri nasihatin bir mana ifade etmemesi de anlaşılır bir durumdur…
Aslında değil İslamiyet, bütün semavi ve arzi dinler bir nasihattir, bütün ulema ve hükemâ da birer nasihtir.
Fakat başta Kur’an-ı kerim olarak bütün semavi kitaplarda yaratıcı pek çok olayla ve örnekle insanlara nasihat etmektedir. İnsanların pek çoğu da buna kulak tıkamıştır ve tıkamaktadır. 
Oysaki gerek yaratıcı, gerek elçileri, gerekse ulema ve hükemâ (felsefeciler) nasihatlerini insanlığa bir ücret beklemeden, karşılıksız vermişler, vermeye de devam etmektedirler.
Fakat günümüz insanı, bilhassa gençler nasihatten kaçarken, bundan sıkılırken bir yandan da her şeyini (zamanını, malını, sağlığını hakeza) nasihat uğruna harcamaktadır. Eğitimin tamamı bir nasihatler silsilesidir. Yaşam koçları, danışmanlar, gelişim uzmanları ve benzeri sayısız nasihatçiye paralar ödenir, zamanlar harcanır…
Bütün nasihatlerin yolu iyiliğe çıkar. İyi insan, iyi iş, iyi yaşam…
Peki, semavi tüm kitaplar ve öğreticilerinin nasihatlerini çok kere yok sayan insanoğlu üstüne bazen servet harcayarak nasihat almak ihtiyacını neden hissediyor? Bu neden böyle oluyor? Biz neden böyleyiz?
Semavi fermanlarda tarifi yapılan iyi insan modeli için nasihatlerde bulunan yaratıcının sözlerine kulak tıkayan insan, beşeri bir “iyi” için nelerini feda etmiyor ki mesela iyi bir kariyer, iyi bir maaş için bazen namus, bazen şeref ve haysiyetler feda ediliyor…
Bu yazıyı yazmama vesilen olan bir ölüm hakikati nasihatlerin en bedihi olanını bana tahattur ettirdi. Belki çocukken ezberlediğim, hepimizin bildiği o meşhur tablonun bir hakikatini belki de ilk defa bu kadar hissettim. Dost istersen Allah yeter. Yârân istersen Kur’an yeter. Mal istersen kanaat yeter. Düşman istersen nefis yeter. Nasihat istersen ölüm yeter.
“Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.
Yârân istersen Kur’an yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuâtlarını seyredip ünsiyet eder.
Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur.
Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.”

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum