Reklam
Reklam
Reklam

FETÖ, ATATÜRK SİYASET VE SİYASETÇİLER HAKKINDA NE DEDİ?

(Çantacı Necmi namıyla şöhret olmuş Necmettin İlgen’le mülakatımızın VI. Bölümü)

FETÖ, ATATÜRK SİYASET VE SİYASETÇİLER HAKKINDA NE DEDİ?

(Çantacı Necmi namıyla şöhret olmuş Necmettin İlgen’le mülakatımızın VI. Bölümü)

FETÖ, ATATÜRK SİYASET VE SİYASETÇİLER HAKKINDA NE DEDİ?
13 Eylül 2019 - 16:58

ÇANTADAKİLER-6

Röportaj: Bilal Dursun Yılmaz

ÇANTACI NECMİ; FETÖ, ATATÜRK SİYASET VE SİYASETÇİLER HAKKINDA NE DEDİ?

(Çantacı Necmi namıyla şöhret olmuş Necmettin İlgen’le mülakatımızın VI. Bölümü)

 Röportajımızın son bölümünde Çantacı Necmi ile gündemden hiç düşmeyen konuları konuştuk. Son yıllarda kamuoyunda Kur'an varken cemaat ve tarikatlara gerek var mı bunların da bir gün FETÖ olmayacağı ne malum gibi ifadelerin sıkça propaganda edildiği bir dönem yaşıyoruz. FETÖ olayı da bahane edilerek oradan hareketle İslami hassasiyete sahip tüm sosyal grupların elemine edilmesi gibi bazı yaklaşımların dile getirildiği bu dönemde Çantacı Necmi’ye bu konuları da sorduk. Ayrıca 30 Ağustos Cuma hutbeleriyle başlayan ve devam eden Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili tartışmalara Nurcuların bakışını sorduk. Bediüzzaman Said Nursi’nin siyasete bakışını ve meşhur "Eûzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset" (şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım) sözünü konuştuk.

"Kur'an varken Risâle-i Nurlara ve başka kitaplara ne gerek var? Herkes Kur'anı kendi başına okuyup yaşayamaz mı? Cemaatlere ne gerek var? FETÖ’de Nurcu değil miydi? Sizin de devlete isyan etmeyeceğinizi nereden bilelim?" gibi sorulara nasıl cevap verirsiniz?

Efendim evvela Kur'an varken diğer kitaplara ne ihtiyaç var demek çok yanlış bir şey. Kur'an varken peygambere ne ihtiyaç var. Bakın peygamberimizin binlerce hadisleri var. Kur'an var hadis de var ondan sonra İmâm-ı Â’zamlar gelmiş, Abdülkādir Geylânî'ler gelmiş, Mevlânâ’lar gelmiş, İmâm-ı Rabbânî'ler gelmiş değil mi, İmâm-ı Şâfiî'ler gelmiş bunlara ne ihtiyaç var denebilir mi? bunu diyen adamın aklından zoru var demektir. Normal bir akılda birisi değildir o. Tabii ki ihtiyaç var. Kur'an her şeyi anlatıyor ama ben anlamıyorum ki, bu kitaplar (Risâle-i Nurlar) Kur'an'ı benim anlayabileceğim seviyeye indiriyor. Hatta bazı kardeşlerimiz bana: "abi sen bazen çok konuşuyorsun, Risâle-i Nur'un izaha ihtiyacı yok. Niye izah ediyorsun, Bediüzzaman noksan mı bırakmış?" gibi tenkitlerde bulunuyorlar. Hayır, ben Risâle-i Nur'u izah etmiyorum, muhatabıma göre konuşuyorum, o adama izah ediyorum. O adamın ilim seviyesi düşük, daha ulaşamamış ona ben izah ediyorum. Ben, Risâle-i Nur'u izah etmiyorum, o adamın seviyesine indirmeye çalışıyorum budur yani. Bu mesele tam anlaşılamıyor. Kur'an'a da ihtiyaç var, Kur'an âlimlerine de ihtiyaç var. Bu kadar âlimler gelmiş geçmiş o zaman hepsine ihtiyaç yok demek lazım ki çok acayip bir şey olur. Yani, akıllı bir adam bunu söyleyemez ya...

İkinci meseleye gelirsek: FETÖ denen adam hiçbir zaman bir Nur talebesi olmadı. Ben 66 senesinde bu cemaati tanıdım, buraya dâhil oldum. Onunla da 66 senesinde kavga ettim ve ona şöyle bir yumruk çıkardım (elini yumruk yaparak) dedim ki "senin gururunu bu yumrukla ezerim "aynen böyle dedim. Nasıl bunu dedim, olay şöyle İzmir'de Dursun diye bir kardeşimiz vardı vefat etti, kendisi Denizlili bir gün bana dedi ki "ağabey sen çok güzel anlatıyorsun birlikte Denizli'ye gidelim önümüz de sömestre tatili var bizim Ankara'da ve İstanbul'da çok kardeşlerimiz, arkadaşlarımız var üniversitelerde okuyorlar bu Nurlar'ı onlara da tanıtalım." Ben de “hay hay” dedim, gittik Denizli'ye orada camilerde konuştuk, kahvelerde konuştuk, açık alanlarda konuştuk. Ben de yeniyim ama Allah da bir istidat vermiş, öyle acayip konuşuyordum ki ben de kendimin nasıl böyle konuştuğuna şaşırıyordum. Bir gün sinemada sahneye çıktım baktım millet salonu ağzına kadar doldurmuş dedim "ulan ben bu kadar insana cevap verebilecek miyim, çok mu ileri gidiyorum, zaten külliyatı tanıyalı henüz bir- iki ay olmuş, bir yandan da kendimi cesaretlendiriyorum elimde kitap var diyorum. Trak! açıyorum kitabı "her bir ağaç Bismillah der rahmet hazinesinden ellerini doldurup bizlere tablacılık eder." düşünün diyorum düşünün ağaç, odun, odun çamuru alıyor şeftali getirip uzatıyor, çamuru alıyor üzüm veriyor, çamuru alıyor kayısı veriyor, çamuru alıyor zeytin veriyor yahu bu ne demek, odun, bütün bunları yapmasını biliyor, hatta bunların bütün malzemeleri toprağın içinde var, buna insan değil, eşek bile inanmaz. Bunu iddia eden de eşek-oğlu eşektir. Yani tabiat yapıyor diyenler... Veriyor veriştiriyorum, coşuyorum millette coşuyor, ayaklanıyor "yaşa hoca" falan tezahürat yapıyorlar. Denizli'de öyle günler geçirdik kardeş. İzmir'e geldim, o zaman FETÖ ile beraberiz, bana dedi: "Necmi kardeş Denizli'ye gitmişsin?" dedim: “evet gittim, çok güzel de oldu hocam, 3-4 küçük bavul da kitap götürüp sattık.” bedava versek herkes alır ama biz bu kitapları sattık. Konuşma yapıyorum, kitaptan okuyorum dinleyenler “hocanın okuduğu kitap neydi o? Gençlik Rehberi,” “hocanın okuduğu kitap neydi o? İman Hakikatleri,” “hocanın okuduğu kitap neydi o? Haşir Risalesi” ben, camide veya kahvehanede ne okuyorsam halk da onu istiyor, satın alıyordu. Ben orada yaladıklarımı böyle anlatıp FETÖ'ye dedim "çok güzel oldu" o, "çok güzel olmadı, meşveretsiz gittin" dedi. O kadar yeniyim ki daha meşveretin ne olduğunu bilmiyorum. Meşveretsiz gittin, yani ceketsiz gittin, üşüyeceksin gibi bir şey anlıyorum ben. Meşveretsiz gittin yani ona danışmadan gittim. O zaman meşveret heyeti de yoktu, ona danışmadan gittiğimi meşveretsiz kabul ediyor. Dedim "hocam sen bunu gururundan söylüyorsun, ben senin o gururunu bu yumruğumla ezerim." aynen böyle dedim. Sonra biz tabii hemen ayrılmadık, daha bir kaç sene beraber olduk ama ne diyordu bana biliyor musunuz "Necmi kardeş o yumruğu bana gösterdin ya o yumruğun sancısını hala karnımda çekiyorum" yumruk vurmadık yani böyle (eliyle gösterip) gösterdim sadece. O adam hiçbir zaman için Nur talebesi olmadı. Hep yandan, hep yandan hep öyle bu cemaatin gücünden istifade edip, kendini ileriye attı ve nitekim de biraz muvaffak oldu, yani cemaat ona biraz değer vermeye başladı. Ağlıyor, artistik hareketler yapıyordu, bizim cemaatimiz saftır yani öyle diyor Bediüzzaman hazretleri "biz ki Müslümanız aldanırız ama aldatmayız." Müslüman aldanabilir yani... Adam gözyaşı döküyor, vay be! diyorsun. Adam rol yapıyor. FETÖ hiçbir zaman için Nur talebesi olmadı, hiçbir zaman için de samimi olmadı. O ağlamaları hep yapmacıktır, hep roldür. Evet, bir cemaatte sapıtabilir. Kişiler de sapıtabilir. Düşmez-kalkmaz, sapıtmaz, şaşırmaz bir Allah'tır. Şimdi bakacağız duruma. Biz FETÖ'yü de işte böyle ufak tefek şeylerle anlamaya çalıştık, ne dedi mesela "Cebrail (as.) parti kursa, gelse bana; Fethullah sen de bizim partiye gel dese, Cebrail'e derim Cebrail kardeş sen devam et, ben siyasete girmeyeceğim." Ulan terbiyesiz adama bak! Cebrail (as) parti kursa, kendi mi kurar? Allah'tan izin almadan Cebrail ayağını atmaz. Bak bak... Cebrail'e hayalen parti kurduruyor Cebrail'in partisine girmiyor, Cebrail'i siyasetçi yapıyor kendisi siyasete girmiyor şuraya bak... Bundan anlayanlar anladı tabi, o zamandan anladı. Mesela camide vaaz ediyor "Kur'an'ı attınız, attınız diyor elinde Kur'an. Kur'an-ı böyle attınız deyip Kur'an-ı cemaatin üstüne atıyor. Bir mümin hiç Kur'an-ı atar mı yaa? Hani güya siz Kur'an'ı attınız yani Kur'an-ı yaşamıyorsunuz diyor. Yahudi sabun satıyormuş da "kuru sabunlar, kurusa bunlar" açıktan kurusun bunlar (Müslümanlar) diyemiyor da, kurusa bunlar diyerek Müslümanların kökü kurusun diyor. Bir Yahudi bir Müslüman'ın gölgesine bassa onların itikadınca çok sevabı var... Onun için bu şerefsiz de Kur'an'ı atmak istiyor da başka türlü atamıyor "attınız bunu" diyor. Hiç böyle bir vaiz, böyle bir evliya, böyle bir ulema, böyle bir müceddit, böyle bir müçtehit gelmiş mi Kur'an'ı alıp da cemaatin üstüne atsın. Tabii o zamandan anlaşılıyordu, bazı şeyler anlaşılıyordu ama herkes anlayamıyordu, anlayanlar anladı, biz anladık ama birdenbire ona karşı çıkmak, İslam âlemine karşı çıkmak gibi bir şeydi. Tüm İslam alemi onu tasvip ediyordu, adam sadece bizi değil, devleti aldattı ya... İslam âlemini kandırdı. Tarihte böyle bir adam gelmemiştir ve gelmeyecektir. Öyle bir sahtekâr... Onun için biz FETÖ'cü olamayız, onun gibi yapamayız, biz vatanımızı seviyoruz, canımız gibi seviyoruz çünkü "hubbul vatan minel iman" diyoruz. Vatan sevgisi imandan gelir. Adamın imanı varsa vatanını sever, imansız adam vatanını sevmez, onun için Allah'ın izni ile bizim cemaatimiz her zaman devletin yanında olmuştur, bu kadar hükümetler gelip geçti, hiçbiri ile münakaşa yapmadık, mübareze etmedik bu adam hepsine "eyvallah dedi" en dindar hükümetin başkanına "Firavun" dedi, şunu dedi, bunu dedi. Onun için böyle bir sahtekâr bugüne kadar küre-i arza gelmemiştir, bundan sonra gelir mi gelmez mi bilmiyorum. Allah korusun bizi öyle bir cemaat olmaktan...

Nur cemaatinin siyasete bakışı nedir?

Üstadımız "Eûzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset" (şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım) diyor. Bizim siyasete bakışımız değil de siyasilere bakışımız vardır. Eğer bir siyasetçi İslamiyet'e saldırmıyorsa, İslamiyet'e taraftarsa, İslamiyet'i seviyorsa, hele bir de yaşıyorsa  o bizim oyumuzu da alır duamızı da alır amma öyle bir siyasetçi var ki dine saldırmıyor,  ama dini de yaşamıyor, ona da dua ederiz dini yaşasın. Çünkü saldırıya geçmiyor, tahribat yapmıyor o bakımdan bizim siyasi yaklaşımımız daima dinimiz üzeredir. Çünkü bizim memleketimizde ezanların yasak olduğunu ben biliyorum, ben küçük çocuktum camide bana uydurukça ezan okutuyordu hoca. “Tanrı uludur, tanrı uludur” diye. Küçüktüm o zaman, sesim güzel çıkıyordu. Biz ne hükümetler, ne idareler gördük, ne bakanlar, ne başbakanlar gördük  o bakımdan bugünkü hükümeti  biz tasvip ediyoruz. tabiî ki yanlışları varsa yanlışlarını ikaz ederiz, doğrularını tasvip ederiz, dua ederiz, oylarımızla da destekleriz, hiçbir zaman için tahribatçı olmayız. Daima tamirci, yapıcı oluruz şunu yine üstadımız Bediüzzaman diyor ki "zerratı günahkârlardan müteşekkil bir hükümetten hatasız iş beklemek muhali taleptir" muhali talep ne demek: olmayacak bir şeyi beklemek, horozdan yumurta beklemek veya öküzden süt beklemek gibidir yani. Bugünkü hükümetin efradı günahkârlardan teşekkül etmiş, taa en son adamına kadar... Baştaki evliya dahi olsa. Bir makama gidinceye kadar müdür, müdür yardımcısına kadar bakın bozukluklar çıkıyor onun için hükümetten hatasız iş beklemek yanlış bir şey. Hataları olacak fakat hataları mı çok sevapları mı çok, bu millete faydası mı çok zararı mı çok ona bakacağız. Biz bugünkü şartlarda bu hükümetin millete faydasının zararından çok olduğuna inanıyor onun için bu hükümeti tasvip ediyoruz, dua ediyoruz, oylarımızla da yardım ediyoruz. İki kere iki dört eder ister çarp ister topla.

Bediüzzaman'ın Mustafa Kemal'e bakışıyla ilgili Siz neler söyleyeceksiniz?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri o zamanın hocalarına, âlimlerine Mustafa Kemal’le ilgili demiş ki "bu zat çok zeki bir adam, yani bir deha bu dehayı kuşkulandırmayın” o dönem çok hocalar milletvekili olmak için sıraya girmişler, milletvekili de olmuşlar. Mustafa Kemal çoğunu da asmış… Üstat o dönem hocalarına “İslam'a faydalı olacak bir adamı kuşkulandırmakla İslam'ın aleyhine döndürmeyin dedim maalesef döndürdüler” diyor. Üstat ona askeri bir deha diyor. Bediüzzaman, İngilizlerin 1920'de İstanbul'u işgali etmesi ve onların hain sömürgecilik planları karşısında gerek Anadolu halkının gerekse İstanbul eşrafının uyanması için faaliyete geçiyor ve İngilizlerin gizli emellerini ortaya çıkaran Hutuvat-ı Sitte eserini telif ediyor. Bu eser o dönem hem aydınlar üzerinde hem de halk üzerinde büyük tesir yapıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, üstadı Ankara’ya davet ediyor “gel beraber çalışalım.” diyor. Tabi bunu aracılarla yapıyor. Bunların hepsinin tarihi kaynakları, şahitleri belgeleri vardır. Mustafa Kemal ve Üstat Ankara’da beraber görüşüyorlar Mustafa Kemal’in üstada bazı teklifleri oluyor. Detaylara girmiyorum merak edenler hem külliyattan hem başka kaynaklardan bunları bulabilir, okuyabilirler. Bu görüşmeler neticesinde üstat, Mustafa Kemal’e “ben burada kalamam, ben ahrete çalışacağım, sen de dünyaya çalış, sana ilişmem” diyor ve ilişmiyor. İlişenlere de iştirak etmiyor. O dönem Ankara’da yapılmak istenen bazı uygulamaları görüyor ve siyaseten bunların engellenemeyeceğine kanaat getirip “ben iman davasına çalışacağım” diyerek Ankara’dan ayrılıyor.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum